Uluslararası koruma başvurusunun reddi, Türkiye’de uluslararası koruma talebinde bulunan yabancıların, başvurularının Göç İdaresi tarafından olumsuz değerlendirilmesiyle ortaya çıkan bir idari işlemdir. Bu red kararı, başvurucunun mülteci, şartlı mülteci ya da ikincil koruma statülerinden birine uygun görülmediği anlamına gelir. Kararın ardından hem idari hem de yargısal başvuru yolları başlatılabilir.
Uluslararası koruma başvurusu neden reddedilir?
Uluslararası koruma başvurularının reddedilme nedenleri, başvurucunun Türkiye’de uluslararası koruma statüsü elde etme koşullarını taşımadığı durumlara dayanır. Göç İdaresi, başvuranın beyanlarını, sunduğu belgeleri ve ülke koşullarını değerlendirerek karar verir.
Red gerekçeleri genellikle şu sebeplerle ortaya çıkar:
-
Başvurucunun, zulüm ya da ciddi zarar riski altında olduğunu inandırıcı şekilde ortaya koyamaması
-
Başvurunun yalnızca ekonomik gerekçelere dayanması
-
Başvurucunun daha önce güvenli bir üçüncü ülkede kalmış ya da oraya sığınabileceğinin tespit edilmesi
-
Kimlik belgeleri veya beyanlarda çelişki ya da tutarsızlıklar bulunması
-
Başvurunun kötü niyetli, sahte veya kötüye kullanım amacıyla yapılmış olması
Bu gerekçeler detaylı şekilde karar metnine yazılmalı ve başvuranın anlayabileceği bir dille tebliğ edilmelidir.
Red kararına karşı hangi yollarla itiraz edilebilir?
Uluslararası koruma başvurusunun reddine karşı ilk aşamada idari itiraz mümkündür. Red kararının tebliğinden itibaren 15 gün içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne itiraz dilekçesi verilebilir. Bu süreçte, başvurucuya ilişkin yeni bilgiler, belgeler veya hukuki dayanaklar da sunulabilir.
İdari itirazın reddi halinde ise kişi, red kararının iptali için idare mahkemesinde dava açma hakkına sahiptir. Bu dava da yine kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde açılmalıdır. Süre çok kısa olduğundan hem idari hem yargısal başvuru süreçleri dikkatle yönetilmelidir.
İdari itiraz ve dava yollarının birlikte ya da sırayla kullanılması mümkündür, ancak dava açma süresinin kaçırılmaması için stratejik tercih doğru yapılmalıdır.
Dava hangi mahkemede ve nasıl açılır?
Uluslararası koruma red kararına karşı açılacak dava, idare mahkemesi nezdinde açılan bir iptal davasıdır. Yetkili mahkeme, başvurucunun bulunduğu ildeki idare mahkemesidir. Dava dilekçesinde, red kararının hukuki ve fiili nedenlerle hatalı olduğu ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.
Dava açarken şu unsurlar mutlaka dilekçeye eklenmelidir:
-
Başvurucunun kimlik bilgileri
-
Başvurunun tarihçesi ve red gerekçesi
-
Mülteci veya ikincil koruma statüsüne neden ihtiyaç duyulduğu
-
Ülkesine geri gönderilmesi halinde karşılaşacağı riskler
-
Sunulan belgeler, beyanlar ve deliller
-
Hukuki dayanaklar (özellikle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu)
Mahkeme, uluslararası insan hakları belgelerini ve başvurucunun beyanlarını da dikkate alarak karar verir.
Red kararı kesinleşirse ne olur?
Mahkeme red kararını hukuka uygun bulursa, karar kesinleştiğinde başvurucunun uluslararası koruma talebi tamamen reddedilmiş olur. Bu durumda kişi, Türkiye’de yasal kalış hakkını kaybeder. Göç İdaresi tarafından sınır dışı işlemi başlatılabilir. Ancak sınır dışı öncesinde uluslararası koruma statüsü reddedilen kişinin geri gönderilmesinin mümkün olmadığı özel durumlar da olabilir.
Özellikle hayati tehlike, ağır hastalık, çocukların durumu gibi özel insani gerekçeler varsa, yeniden başvuru yapılması veya geçici koruma gibi alternatif yollar aranabilir.
Uluslararası koruma başvurusunun reddi halinde yeniden başvuru yapılabilir mi?
Evet. Yeni ve somut bilgiler sunulması halinde yeniden uluslararası koruma başvurusu yapılabilir. Bu durumda başvurucu, önceki red kararının neden geçerli olmadığını, yeni gelişmelerle birlikte açıklamakla yükümlüdür. Ancak bu tür başvurular, ilk başvuruya göre daha sıkı bir ön değerlendirme sürecine tabi tutulur.
Yeniden başvuru yapılacaksa:
-
Önceki kararda belirtilen eksiklikler giderilmeli
-
Yeni olaylar, belgeler veya koşullar ortaya konmalı
-
Başvurunun kötüye kullanım amacı taşımadığı açıkça ortaya konmalı
Bu süreçte uzman bir avukattan yardım alınması önemlidir.
Red kararına karşı dava açmak sınır dışı edilmeyi durdurur mu?
Evet. Uluslararası koruma başvurusunun reddine karşı dava açılması, dava süresince sınır dışı işlemlerinin durdurulmasını sağlar. Yani yargılama tamamlanana kadar kişi Türkiye’de kalmaya devam edebilir. Ancak mahkeme kararıyla birlikte süreç olumsuz sonuçlanırsa, sınır dışı kararı uygulanabilir.
Bu nedenle, sınır dışı riski olan durumlarda ivedilikle ve dikkatli biçimde hukuki süreç yürütülmelidir. Mahkemeden ayrıca yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması da mümkündür.

Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi Sıkça Sorulan Sorular
Uluslararası koruma başvurusunun reddi nedir?
Uluslararası koruma başvurusunun reddi, Türkiye’de mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsü almak isteyen yabancıların başvurularının Göç İdaresi tarafından olumsuz sonuçlandırılmasıdır. Bu karar, kişinin beyan ve belgelerinin yeterli görülmemesi veya koruma şartlarını taşımadığı kanaatine dayanılarak verilir.
Uluslararası koruma başvurusu neden reddedilir?
Uluslararası koruma başvurusu şu nedenlerle reddedilebilir:
-
Kişinin ülkede zulüm veya ciddi zarar görme riski bulunmaması
-
Ekonomik gerekçelere dayalı başvuru yapılması
-
Başvuruda çelişkili, inandırıcılıktan uzak ya da gerçek dışı beyanlar bulunması
-
Başvurucunun daha önce güvenli bir ülkede bulunması veya oraya dönebilme imkânının olması
-
Belgelerin eksik sunulması veya değerlendirme sürecinin kötüye kullanılması
Bu gerekçeler karar metninde açıkça belirtilmeli ve kişiye anlaşılır şekilde tebliğ edilmelidir.
Uluslararası koruma başvurusunun reddine karşı nasıl itiraz edilir?
Red kararına karşı iki yol izlenebilir:
-
İdari itiraz: Tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne yapılır.
-
İptal davası: Aynı 15 günlük süre içinde başvurucunun bulunduğu ildeki idare mahkemesinde açılır.
Her iki yolun da süresi kısa olduğundan, başvuru süreci titizlikle yürütülmelidir.
Uluslararası koruma başvurusunun reddine hangi mahkeme bakar?
Red kararına karşı açılacak iptal davası, idare mahkemesi tarafından görülür. Yetkili mahkeme, başvurucunun kayıtlı olduğu ildeki idare mahkemesidir. Mahkeme, idarenin kararını hukuka uygunluk yönünden denetler.
Uluslararası koruma başvurusu reddedilirse sınır dışı edilir miyim?
Red kararı kesinleşirse Göç İdaresi sınır dışı işlemi başlatabilir. Ancak kişi dava açmışsa veya idari itiraz süreci devam ediyorsa sınır dışı kararı uygulanamaz. Ayrıca hayati tehlike, sağlık sorunları ya da çocukların durumu gibi nedenlerle sınır dışı kararı geçici olarak durdurulabilir.
Uluslararası koruma başvurusunun reddine karşı dava açmak ne işe yarar?
İptal davası açmak, red kararının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek kararın kaldırılmasını sağlamayı amaçlar. Mahkeme, başvurucunun gerçek risk altında olup olmadığını değerlendirir. Davanın kazanılması halinde, Göç İdaresi başvuruyu yeniden ve mahkeme kararına uygun biçimde inceler.
Uluslararası koruma başvurusunun reddi halinde yeniden başvuru yapılabilir mi?
Evet, eğer yeni ve somut bilgi ya da belgeler varsa yeniden uluslararası koruma başvurusu yapılabilir. Bu durumda önceki başvuruya göre farklı koşulların oluştuğu ispatlanmalıdır. Aksi hâlde başvuru doğrudan reddedilebilir.
Red kararına karşı açılan dava ne kadar sürer?
İdare mahkemelerinde açılan davalar genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında sonuçlanır. Kararın kesinleşmesi istinaf ve temyiz süreçlerine göre daha da uzayabilir. Bu süreçte kişi Türkiye’de kalmaya devam edebilir ve sınır dışı edilemez.

Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi Danıştay Kararları
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/6424 E. , 2023/9092 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6424
Karar No : 2023/9092
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av….
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Başkanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
İSTEMİN_KONUSU: İran uyruklu olan davacı tarafından, uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Elazığ Valiliği işlemine karşı yapılan itirazın reddine dair 29/04/2015 tarihli işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, …. İdare Mahkemesince, Danıştay Onuncu Dairesinin 07/01/2019 tarih ve E:2016/1785, K:2019/57 sayılı bozma kararına uyularak davanın reddi yolunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, sevk edildiği Elazığ iline gittiği ve kayıt olmak için elinden geleni yaptığı, diğer taraftan davalı idarece, ülkesine geri gönderilmesi halinde başına gelebilecek zulüm ve tehlikelere ilişkin beyanları dikkate alınmadan işlem tesis edildiği, kamu düzenini bozucu bir hareketinin bulunmadığı, yine menşe ülke koşulları dikkate alınmadan uluslararası koruma talebinin reddine karar verildiği belirtilerek dava konusu işlemin sebep ve konu unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının Elazığ’dan Ankara’ya gitmek için izin aldıktan sonra ikamet ili Elazığ’a hiç gitmediği, bu sebeple dava konusu işlemin tesis edildiği, öte yandan davacının uluslararası koruma başvurusu sebebine ilişkin olarak iddialarını kanıtlayan belge sunamadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,
2….. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle ödenmemiş olan temyiz yargılama giderlerinin davacıdan tahsili için Mahkemesince ilgili vergi dairesi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/12/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/2011 E. , 2023/4050 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/2011
Karar No : 2023/4050
DAVANIN KONUSU : Irak vatandaşı olan davacılar tarafından haklarında O-100 (Yurda Girişi Yasaklı Sığınmacı) tahdit kodu konulmasına ilişkin 22/11/2017 tarihli Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 17/03/2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının ve İçişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacılar tarafından, ülkeye tekrar girebileceklerini düşünerek uluslararası koruma başvurularını geri çekerek ülkelerine döndükleri, Irak’ta vize için başvuruda bulunduklarında haklarında yurda giriş yasağı kararı alındığını öğrendikleri, yasağın kaldırılması için başvuruda bulunduklarında herhangi bir yasak olmadığının belirtildiği, ancak ülkeye gelip ikamet izni başvurusunda bulunduklarında yurda giriş yasağı bulunması nedeniyle başvurularının kabul edilmediği, 6458 sayılı Kanunla Genel Müdürlüğe verilen yurda giriş yasağı yetkisinin Yönetmelik ile valiliklere devredilemeyeceği, Kanunda süre şartı olmasına rağmen haklarında süresiz giriş yasağı uygulandığı, yurda giriş yasağının uygulanması hakkında bir takdir yetkisi verildiği, ancak davalı idarece ülkeyi terk eden bütün yabancılara keyfi bir şekilde yurda giriş yasağı konulduğu ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMALARI : Davalı Göç İdaresi Başkanlığı ve Konya Valiliği tarafından, usule ilişkin olarak, davacılar hakkında tesis edilen işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalar kapsamına girmediği, İçişleri Bakanlığı’nın … tarih ve … sayılı Genelgesinin 17 maddeden ibaret olduğu ve uygulayıcılara yol göstermeye yönelik bulunması nedeniyle icrai nitelikte olmadığı, davanın süresi içerisinde açılmadığı; esas yönünden ise, iptali istenilen düzenlemelerin Kanun’a aykırı olmadığı, aksine Kanun’u açıklayıcı nitelikte olduğu, tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmakta olup, davalı İçişleri Bakanlığı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 22/11/2017 tarihli Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 26/03/2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasında yer verilen “Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir” ibaresi bakımından davanın reddi, aynı maddede yer alan “veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” ibaresinin iptali, İçişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali istemi yönünden ise davanın incelenmeksizin reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava; Irak vatandaşı olan davacılar tarafından haklarında tesis edilen 22/11/2017 tarihli Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 26/03/2016 gün ve 29656 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79’uncu maddesinin 6’ncı fıkrasında yer verilen “Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” ibaresinin ve İçişleri Bakanlığının … gün ve … sayılı Genelgesinin 74’üncü maddesinin iptali istemleriyle açılmıştır.
Davalı İdarelerin, idare mahkemesinin görev alanına giren ve süresinden sonra açılan davanın görev ve süre yönünden reddedilmesi gerektiği iddiası yerinde görülmemiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14’üncü maddesinin 3’üncü fıkrasının “d” bendinde, dava dilekçelerinin, ortada idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemin olup olmadığı yönünden inceleneceğine; aynı Kanunun 15’inci maddesinin 1’inci fıkrasının “b” bendinde de, böyle bir işlemin bulunmaması halinde, davanın sonraki yargılama işlemlerine girişilmeksizin reddedileceğine ilişkin kurallara yer verilmiştir.
Bu itibarla, davacılar tarafından, İçişleri Bakanlığının … gün ve … sayılı Genelgesinin 74’üncü maddesinin iptali istemiyle dava açılmış ise de; sözü edilen Genelgenin 17 maddeden ibaret olması ve Danıştay Onuncu Dairesince 25/9/2018 tarihinde verilen ara kararıyla davacılardan genelgenin hangi maddesinin iptalinin istenildiği sorulmasına rağmen, cevap verilmemesi dolayısıyla, ortada yukarıda anılan 14’üncü maddenin 3’üncü fıkrasının (d) bendinde belirtilen, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem bulunmadığından, söz konusu işlem yönünden açılan davanın incelenmeksizin reddi gerekmektedir.
Öte yandan; yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den koruma talep eden yabancılara sağlanacak korumanın kapsamına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları ve İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemek amacıyla yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 9’uncu maddesinin 2’nci fıkrasında, “Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanır.”; “Sınır dışı etme kararı alınacaklar” başlıklı 54’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının i bendinde de, “Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayan, yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:”; 121’inci maddesinde ise, “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” hükümlerine yer verilmiştir.
6458 sayılı Kanunun 121’inci maddesine dayanılarak hazırlanan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79’uncu maddesinin 6’ncı fıkrasında, “Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Yukarıda yer verilen hükümlerin değerlendirilmesinden, çeşitli nedenlerle Türkiye’den sınır dışı edilen yabancılarla ilgili uluslararası koruma başvuruları hakkında karar alma konusunda genel müdürlük veya valiliklere yetki tanındığı açık olup; sözü edilen Kanun uyarınca hazırlanan dava konusu yönetmelik hükmünde ve buna dayanılarak ikamet iznine başvuracağından bahisle gönüllü olarak uluslararası koruma başvurusunu geri alan davacılar adına tesis edilen işlemde üst hukuk normuna ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Davacılar tarafından ileri sürülen diğer iddialarda da yasal isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davanın, İçişleri Bakanlığının … gün ve … sayılı Genelgesinin 74’üncü maddesinin iptali istemine ilişkin kısmının incelenmeksizin; diğer kısımlarının ise esastan reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dosyanın incelenmesinden;
– 08/09/2014 tarihinde ülkeye giriş yaparak uluslararası koruma başvurusunda bulunan ve Konya’da ikamete tabi tutulan davacıların, 14/09/2017 tarihinde Türkiye’ye vizeyle giriş yapıp ikamet izni başvurusunda bulunmak üzere ülkeleri Irak’a geri dönmek için uluslararası koruma başvurusunu geri çektikleri,
– 14/09/2017 tarihli başvuru üzerine tesis edilen aynı tarihli işlemle davacılara; otuz gün içerisinde ülkeyi terk etmeleri gerektiği, otuz gün içerisinde ülkeyi terk etmedikleri takdirde son karar alınacağı ve yurda giriş yasağı da uygulanarak sınır dışı kararı verileceğinin tebliğ edildiği, bunun üzerine 16/09/2017 tarihinde davacıların ülkeden çıkış yaptığı,
– Davacılar vekili tarafından müvekkilleri hakkında O-100 (Yurda Girişi Yasaklı Sığınmacı) tahdit kodu konulduğunun öğrenilmesi üzerine, 27/09/2017 tarihli dilekçe ile O-100 tahdit kodlu giriş yasağının kaldırılması için başvuruda bulunulduğu, 10/11/2017 tarihli Göç İdaresi Genel Müdürlüğü işlemi ile davacılar hakkında 10/11/2017 tarihi itibarıyla tahdit bulunmadığının belirtildiği,
– 22/11/2017 tarihinde Konya Valiliği İl Göç İdaresi tarafından davacılar tarafından ikamet iznine başvuruda bulunulmadığı için O-100 tahdidi ile yurda giriş yasağı konulduğu,
– 04/12/2017 tarihinde ülkeye giriş yapan davacıların, 08/12/2017 tarihinde kısa dönem ikamet izni başvurusunda bulunduğu, ikamet izni müracaatı neticesinde verilen randevu tarihi olan 08/01/2018 tarihinde Konya İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurduklarında haklarında Türkiye’ye giriş yasağı konulduğunun öğrenildiği ve bu başvurularının haklarında Türkiye’ye giriş yasağı kararı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi üzerine de 24/01/2018 tarihinde kayda giren dilekçe ile 22/11/2017 tarihli Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü işleminin, bu işlemin dayanağı olan 17/03/2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrası ile İçişleri Bakanlığının 05/06/2015 tarih ve 2015/17 sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı,
– Davanın açılmasından sonra davacılar tarafından 30/01/2018 tarihinde haklarındaki giriş yasağının kaldırılması talebiyle Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne yapılan başvurunun adı geçen idarece 02/02/2018 tarihli işlemle reddedildiği anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı Göç İdaresi Başkanlığı ve Konya Valiliği tarafından, usule ilişkin olarak, davacılar hakkında tesis edilen işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek davalar kapsamına girmediği, davanın süresinde açılmadığı, İçişleri Bakanlığı’nın 05/06/2015 tarih ve 2015/17 sayılı Genelgesinin ise icrai nitelikte olmadığı ileri sürülmektedir.
1) Davalı İdarelerin Görev ve Süre İtirazlarının İncelenmesi:
2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun “İlk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalar” başlıklı 24. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından karara bağlanacağı kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 2. fıkrasının (a) bendinde, idari uyuşmazlıklarda dava açma süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği, düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olmasının bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmayacağı; 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlıkta, davacılar hakkında tesis edilen 22/11/2017 tarihli Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü işleminin, 6458 sayılı Kanun’un Türkiye’ye giriş yasağının tebliğini zorunlu kılan 10. maddesi hükmüne rağmen davacılara tebliğ edilmediği görülmektedir. Bu nedenle, dava konusu Konya Valiliği işleminden davacıların haberdar oldukları tarihin, davacılar tarafından beyan edilen 08/01/2018 tarihi olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, davacılar tarafından, işlemden haberdar oldukları 08/01/2018 tarihinden itibaren altmış gün içerisinde, 24/01/2018 tarihinde kayda giren dilekçe ile açıldığı görülen davanın süresinde olduğu sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, Konya Valiliği işlemi ile bu işlemin dayanağı olduğundan bahisle Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasında yer verilen “Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” ibaresinin de iptali istenildiğinden, 2575 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen kuralı uyarınca davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülecek olan davalardan olduğu da açıktır.
Bu nedenle, davalı idarenin göreve ve süreye ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
2) İçişleri Bakanlığının … Tarih ve … Sayılı Genelgesi’nin 74. Maddesinin İptali İsteminin İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacağı kuralına yer verilmiştir. Buna göre, iptal davası açabilmenin ana şartı, idari davaya konu edilebilecek bir idari işlemin varlığıdır.
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından İçişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali istenilmişse de, anılan Genelge incelendiğinde; 17 maddeden ibaret olduğu, Dairemizin 25/09/2018 tarihli ara kararıyla davacıdan anılan Genelgeye yönelik istemini açıklığa kavuşturmasının istenilmesine rağmen ara kararına cevap verilmediği görülmektedir. Bu haliyle dava konusu Genelge’nin 74. maddesi bulunmadığından, idari davaya konu olabilecek bir işlemin de olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, İçişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Türkiye’ye giriş yasağı” başlıklı 9. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki halinde, “(1) Genel Müdürlük, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, Türkiye dışında olup da kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişini yasaklayabilir.
(2) Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanır.
(3) Türkiye’ye giriş yasağının süresi en fazla beş yıldır. Ancak, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu süre Genel Müdürlükçe en fazla on yıl daha artırılabilir.
(4) Vize veya ikamet izni süresi sona eren ve bu durumları yetkili makamlarca tespit edilmeden önce Türkiye dışına çıkmak için valiliklere başvuruda bulunup hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıların Türkiye’ye giriş yasağı süresi bir yılı geçemez.
(5) 56 ncı madde uyarınca Türkiye’yi terke davet edilenlerden, süresi içinde ülkeyi terk edenler hakkında giriş yasağı kararı alınmayabilir.
(6) Genel Müdürlük, giriş yasağını kaldırabilir veya giriş yasağı saklı kalmak kaydıyla yabancının belirli bir süre için Türkiye’ye girişine izin verebilir.
(7) Kamu düzeni veya kamu güvenliği sebebiyle bazı yabancıların ülkeye kabulü Genel Müdürlükçe ön izin şartına bağlanabilir.” hükmüne; “Sınır dışı etme kararı” başlıklı 53. maddesinin 1. fıkrasında, “Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınır.” hükmüne; “Başvurunun geri çekilmesi veya geri çekilmiş sayılması” başlıklı 77. maddesinde, başvuru sahibinin başvurusunu geri çektiğini yazılı olarak beyan etmesi halinde, başvurusu geri çekilmiş kabul edilerek değerlendirmesinin durdurulacağı belirtilmiş; 121. maddesinde, “Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.” kuralına yer verilmiştir.
17/03/2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in “Türkiye’ye giriş yasağı ve ön izin şartı” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, “Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’de bulunması sakıncalı görülen yabancılar hakkında Genel Müdürlük; Türkiye’de iken hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancılara ilişkin ise Genel Müdürlük veya valilikler ülkeye giriş yasağı kararı alabilir.” düzenlemesine; “Başvurunun geri çekilmesi veya geri çekilmiş sayılması” başlıklı 79. maddesinde, “(1) Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında olanların başvuruları, valilik tarafından geri çekilmiş kabul edilerek değerlendirme durdurulur ve kurumsal yazılım sistemine kaydedilir.
(2) Başvurusunun geri çekilmiş sayıldığına ilişkin karar yabancıya tebliğ edilir.
(3) Başvurusunu geri çektiğini yazılı olarak beyan eden başvuru sahiplerinden, gönüllü olarak geri dönüş yapmak isteyenler hakkında son karar beklenmez.
(4) Başvurusu geri çekilmiş kabul edilenlerden Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olanlar Türkiye’yi terk etmeleri için kendilerine tanınan sürenin sonunda Türkiye’den çıkmadıklarının tespit edilmesi halinde, Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentleri kapsamında olanlar ise başvurunun geri çekilmiş kabul edilmesine ilişkin haklarında verilen olumsuz son kararın ardından Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar sınır dışı edilirler. Ancak başvurusu geri çekilmiş sayılanlardan bu karar tebliğ edilemeyenler hakkında sınır dışı kararı alınmaz.
(5) Başvurusunu geri çektikten veya başvurusunun geri çekilmiş sayılmasından sonra yeniden yapılacak uluslararası koruma başvuruları hızlandırılmış değerlendirmeye alınır.
(6) Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarihli ve … sayılı Genelgesi ekinde yayımlanan 6458 sayılı Kanunun Uluslararası Korumaya İlişkin Uygulama Usul ve Esaslarının “Başvurunun geri çekilmesi” başlıklı 14.1. maddesinde, “Kanunun 77’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, yazılı beyanıyla birlikte uluslararası koruma başvurusundan gönüllü olarak vazgeçen başvuru sahibine; başvurusunun geri çekilmiş sayıldığı, geri çekilmiş sayılma kararına karşı Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonuna on (10) gün, yetkili İdare Mahkemesine otuz (30) gün içinde itiraz hakkının olduğu, itiraz süresi içinde Ülkemizden çıkış yapabileceği ile belirtilen itiraz süresi içinde itiraz edilmediği takdirde hakkında son kararın oluşacağı ve Kanunun ilgili diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkının bulunmaması halinde ise hakkında aynı Yasa’nın 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında sınırdışı kararı alınacağı ve tebliğ tarihi itibariyle hakkında O-100 tahdit kodu ile yurda giriş yasağı uygulanacağı, öncelikle tebliğ edilecektir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Hukuki Değerlendirme:
1) Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının İncelenmesi:
İdare Hukukunda “yetki”, idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade etmektedir. İdari işlemin en temel unsurunu oluşturan “yetki”, yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir; ilke olarak “yetkisizlik kural, yetkili olma istisna”dır.
Anayasanın 123. maddesi uyarınca kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idare, kendi düzenleme yetkisini de yasalar çerçevesinde ve yasalara uygun olarak kullanmak zorundadır. Bu ilke, Anayasa’nın, dava konusu düzenlemenin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle 124. maddesinde, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüyle ifade edilmiştir. Esasen bu husus, idarenin ikincil (tali, türevsel) düzenleme yetkisinin doğal sonucudur.
Anılan Anayasa hükmüne göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken “normlar hiyerarşisi” kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Dava konusu düzenleme, uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında Türkiye’ye giriş yasağı uygulanabileceği ve bu yetkinin Göç İdaresi Başkanlığı (Genel Müdürlüğü) veya yetki devrine istinaden valilikler tarafından kullanılabileceği öngörülmektedir.
6458 sayılı Kanun’un 9. maddesinde, Türkiye dışında olup da kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişinin yasaklanması bakımından Genel Müdürlüğe, Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişinin yasaklanması bakımından ise Genel Müdürlüğe ve valiliklere yetki verildiği görülmektedir. Ayrıca, Kanun’un 121. maddesi ile de davalı Bakanlığa Kanun’un uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi verilmiştir.
Normlar hiyerarşisi ve kanuni idare ilkeleri uyarınca, idarenin türevsel nitelikteki düzenleme yetkisine dayanılarak çıkarılacak düzenleyici işlemlerdeki kuralların, dayanağı mevzuata uygun olarak yorumlanması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır.
Buna göre, 6458 sayılı Kanun uyarınca valiliklerin, kural olarak, Göç İdaresi Başkanlığının (Genel Müdürlüğünün) talimatı üzerine bütün yabancılar hakkında, “sınır dışı edilen” yabancılarla sınırlı olmak üzere ise re’sen Türkiye’ye giriş yasağı koyma yetkisi bulunduğu açık olup; dava konusu Yönetmelik kuralında sayılan yabancılar hakkında yurda giriş yasağı konulması konusunda valiliklere tanınan yetkinin de bu kapsam ile (dayanağı 6458 sayılı Kanun’da yurda giriş yasağı koyma hususunda valilere tanınan yetkiler ile) sınırlı olarak anlaşılması gerekmektedir. Daha açık bir anlatımla, Genel Müdürlüğün anılan konuda valiliklere devredeceği yetkinin, dava konusu Yönetmelik kuralında sayılan yabancılardan haklarında sınır dışı kararı alınmış olanlar ile sınırlı olabileceği sonucuna varılmaktadır.
Bu haliyle, davalı Bakanlığa tanınan yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi kapsamında tesis edilen, uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından ülkeye giriş yasağı uygulanabileceği yönündeki düzenlemenin, 6458 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dayanağı Kanun hükmüne uygun olarak getirilen dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır.
2) Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün 22/11/2017 Tarihli İşleminin İncelenmesi:
Davalı idarece, uluslararası koruma başvurusunu geri çeken davacıların, kendilerine verilen 30 günlük süre içerisinde ikamet iznine başvuruda bulunmadıkları gerekçesiyle, 22/11/2017 tarihinde O-100 (Yurda Girişi Yasaklı Sığınmacı) tahditli kayıtla yurda giriş yasağı kararı alındığı görülmektedir.
Her ne kadar davacılar hakkındaki 0-100 tahdit kodlu yurda giriş yasağı 31/03/2023 tarihi itibarıyla kaldırılmış ise de, söz konusu kaldırmanın “süresinin dolması” nedeniyle gerçekleştirildiği anlaşıldığından, işlemin iptali isteminin esasının incelenmesi uygun görülmüştür.
Anayasa ile güvence altına alınan seyahat özgürlüğü ancak ilgili Anayasa maddesinde gösterilen neden veya nedenlere bağlı olarak kanunla sınırlanabileceğinden, Kanunda öngörülmeyen bir sınırlama sebep ve yönteminin idari düzenleme ile getirilmesi mümkün değildir.
6458 sayılı Kanun kapsamındaki başvurusu geri çekilmiş sayılan yabancılar için sınır dışı edilmeyi gerektirir bir hâl varsa, öncelikle sınır dışı kararı alınıp, sonrasında yurda giriş yasağı konulacağı; hakkında sınır dışı kararı alınmamış olan yabancılar içinse, kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Genel Müdürlük tarafından yurda giriş yasağı konulabileceği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; dava konusu işlemin salt davacıların uluslararası koruma başvurusundan vazgeçmiş olması sebebiyle başvurularının geri çekilmiş sayılmasına dair işlemin kesinleşmesi ve otuz (30) günlük süre içerisinde ikamet izni için başvuruda bulunulmaması nedeniyle tesis edildiği, ancak bu nedenin Kanun’un yurda giriş yasağınının düzenlendiği 9. maddesinde sayılmadığı, nitekim gerek dava konusu Yönetmeliğin 79. maddesinin 4. fıkrasında gerekse yukarıda aktarılan Usul ve Esasların 14.1. maddesinde, uluslararası koruma başvurusu gönüllü olarak vazgeçmeleri sebebiyle geri çekilmiş sayılanların, hakkındaki bu işlemin kesinleşmesinden sonra alınacak sınır dışı kararı üzerine 0-100 tahdit kodu uygulanabileceğinin düzenlendiği, oysa dava konusu işlem tarihi itibarıyla davacı hakkında alınmış herhangi bir sınır dışı kararı bulunmadığı, dosyada davacının kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’de bulunmasının sakıncalı olduğuna yönelik Kanun’un 9. maddesinde sayılan bir tespite de yer verilmediği anlaşıldığından, Kanun maddesinde açıkça yer verilmeyen bir sebebe dayanılarak tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının, “Genel Müdürlük uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında, ülkeye giriş yasağı uygulayabilir” ibaresinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, oy birliğiyle,
2. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının, “veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” ibaresinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE, oy çokluğuyla,
3. Davacılar hakkında O-100 (Yurda Girişi Yasaklı Sığınmacı) tahdit kodu konulmasına ilişkin Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün 22/11/2017 tarihli işleminin İPTALİNE, gerekçede oy çokluğu, esasta oy birliğiyle,
4. İçişleri Bakanlığının … tarih ve … sayılı Genelgesinin 74. maddesinin iptali isteminin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE, oy birliğiyle,
5. Netice itibarıyla dava kısmen iptal, kısmen ret, kısmen incelenmeksizin retle sonuçlandığından ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacılar tarafından yapılan toplam … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre … TL’sinin davacılar üzerinde bırakılmasına, … TL’sinin Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünden alınarak davacılara verilmesine,
6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı Göç İdaresi Başkanlığına verilmesine, … TL vekâlet ücretinin ise davalı Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünden alınarak davacılara verilmesine,
7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,
8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/06/2023 tarihinde karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Genel olarak yetki devri, “bir konuda karar almak, eylemde bulunmak veya emir vermek hakkını başkalarına devretmek ve elde edeceği sonuçlardan onu sorumlu tutmak” biçiminde tanımlanmaktadır. Yetki devrinin ancak Kanunun açıkça izin vermesi halinde ve yine açıkça izin verdiği konular hakkında yapılabileceği ise, idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Türkiye’ye giriş yasağı” başlıklı 9. maddesinin dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki halinde, Genel Müdürlüğün, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, Türkiye dışında olup da kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişini yasaklayabileceği, Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişinin ise, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanabileceği kuralına yer verilmiştir.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin dava konusu 6. fıkrasında, Genel Müdürlüğün, uluslararası koruma başvuruları geri çekilmiş sayılanlar veya uluslararası koruma talebi reddedilenler hakkında ülkeye giriş yasağı uygulayabileceği veya bu yetkisini valiliklere devredebileceği düzenlenmektedir.
6458 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen kuralına göre, Türkiye dışında olup da kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişinin yasaklanması noktasında münhasıran Genel Müdürlüğün yetkili kılındığı, Kanunda Genel Müdürlüğün bu yetkisini devredebileceği yönünde bir düzenlemeye ise yer verilmediği görülmektedir.
Bununla birlikte, Türkiye’den sınır dışı edilmesine karar verilen yabancıların Türkiye’ye girişinin, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanabileceği Kanunla öngörüldüğünden, bu durumda da Genel Müdürlük tarafından valiliklere yetki verilmesine ihtiyaç duyulmayacağı açıktır.
Bu nedenle, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının, “veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” şeklindeki düzenlemesinin, münhasıran Genel Müdürlüğe verilen yetkinin, Kanuna aykırı bir şekilde valiliklere devredilmesi sonucunu doğuracağı anlaşıldığından, hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Nitekim, dava konusu olayda da, uluslararası koruma başvurularını geri çektikten sonra kendilerine verilen süre içerisinde Türkiye’yi terk eden ve haklarında sınır dışı kararı alınmamış olan davacılar hakkında, davalı Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından 6458 sayılı Kanun hükmüne aykırı bir şekilde yurda giriş yasağı konulduğu görülmektedir. Bu nedenle, davacılar hakkında tesis edilen 0-100 (Yurda Girişi Yasaklı
Sığınmacı) tahdit kodu konulmasına ilişkin 22/11/2017 tarihli işleminin de yetki unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinin 6. fıkrasının, “veya bu yetkisini valiliklere devredebilir.” ibaresinin iptali; davacılar hakkında O-100 (Yurda Girişi Yasaklı Sığınmacı) tahdit kodu konulmasına ilişkin Konya Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün 22/11/2017 tarihli işleminin ise yetki unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptali gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/865 E. , 2022/2587 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/865
Karar No : 2022/2587
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …’ye velayeten … ve …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Afganistan vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının dedesinin … tarafından kaçırıldığı iddiası da dikkate alınarak mensubu olduğu mezhep nedeniyle Afganistan’da zulme uğrama riski ile karşılaşıp karşılaşmayacağı ve 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince ülkesinde güvenli bölgelerin var olup olmadığı hususlarına ilişkin yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın tesis edilen uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin, ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 02/12/2020 tarih ve E:2018/699, K:2020/5644 sayılı kararıyla;
Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, babasının … tarafından kaçırıldığı, herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, amcasıyla aralarında husumet olduğu, amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulduğu, bu nedenle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, daha sonra amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştükleri şeklindeki ifadelerin yer aldığının görüldüğü; dava dilekçesinde mensubu olduğu mezhep nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı, mülakat ve ön görüşmedeki ifadelerle dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar arasında çelişki bulunan Afganistan uyruklu davacı tarafından, … mezhebine mensup olması sebebiyle menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı,
Bununla birlikte, davacı tarafından ileri sürülen hususların, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığının anlaşıldığı,
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceğinin belirtildiği,
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 12/01/1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında, başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulduğu,
Somut olayda da; davacının, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmadığı gibi, davalı idare tarafından Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasına sunulan menşe ülke raporunda, Genel Müdürlüklerince yapılan en son menşe ülke araştırmasında Afganistan’ın doğu bölgesinde yer alan başkent Kabil’in genel anlamda ülke içi yer değiştirmeye uygun bir yer olduğu, ilgilinin Kabil şehrine geri gönderilmesinin güvensiz ya da makul olmadığı yorumu yapılamayacağı, İngiltere Göç İdaresinin, İngiltere’den Kabil’e gönderilenlerin ülke içinde yer değiştirenlerden daha iyi durumda oldukları, Kabil’in ülkenin en az çatışmanın meydana geldiği ve uluslararası güçlerin en iyi birliklerinin bulunduğu yerlerden ve ülke içinde yer değiştirmenin genel anlamda uygulanabilir bir seçenek olduğu belirtildiğinden, davacının ülkesi içinde dahili kaçış ve yer değiştirme alternatifinin bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında ülkede kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davacının talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak tesis edilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Benzer dosyalara davalı idare tarafından sunulan 30/09/2021 tarihli Menşe Ülke Raporunda yer alan “Ağustos Ayındaki Gelişmeler” başlıklı kısmına yer verilerek, menşe ülke bilgisine yönelik yeterince bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin ciddi emare bulunup bulunmadığı, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olup olmadığı, dolayısıyla davacının uluslararası korumanın unsurları açısından şartları sağlayıp sağlamadığı konusunda yeterli ve etkili bir araştırma ve değerlendirme yapılarak işlem tesis edilmesi gerekirken, söz konusu araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesi eklenmek suretiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda haklı nedenlere dayanan zulüm görme korkusunun mevcut olmadığı, davacının uluslararası koruma talebini ailevi nedenlere dayandırdığı, dolayısıyla başvuru sahibinin beyanlarını göz önüne alınarak işlem tesis edilmesinin hukuka uygun olduğu, öne sürülmeyen durumların idarelerince göz önüne alınmasını beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Afganistan uyruklu olan davacı, anne ile babası ve kız kardeşiyle birlikte 06/08/2008 tarihinde yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giriş yapmış, 13/08/2008 tarihinde davacının babası tarafından, menşe ülkesi Afganistan’da zulme maruz kaldığı ileri sürülerek, kendisi ve refakatinde kayıtlı olan aile üyeleri adına uluslararası koruma başvurusunda bulunulmuştur.
Söz konusu başvurunun değerlendirilmesi aşamasında davacının anne ve babasıyla 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihlerinde yapılan ön görüşme ve mülakat sonucunda, davacının ve aile üyelerinin sunmuş olduğu gerekçeler, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 10/04/2014 tarih ve 2014/10 sayılı Genelge ile 26/05/2014 tarihli ve 2014/15 sayılı Genelge kapsamında değerlendirilmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile, davacının uluslararası koruma için gerekli kriterleri taşımadığından bahisle uluslararası koruma talebinin reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde, “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde de, “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşme’nin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşme’nin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşme’nin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları da kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arz etmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dairenin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, öğretmen olan babasının … tarafından kaçırıldığı, kendilerine sahip çıkan amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulması nedeniyle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, suçsuzluğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldığı, amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştüğü şeklinde ifadelerin yer aldığı, dava dilekçesinde ise; mensubu olduğu … mezhebi nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı ve bu iddiayı somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının menşe ülkesinden babasının akrabaları ile aralarında olan kişisel husumet yüzünden ayrıldığı anne ve babasının mülakatındaki beyanları ile sabit olup, bu hususun, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesine iade edildiği takdirde zulme uğrayacağını haklı kılacak bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin bu nedenle zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı görüldüğünden, durumunun, şartlı mülteci statüsüne uymadığı, her ne kadar dava aşamasında davacı tarafından, mensubu olduğu mezhep nedeniyle can güvenliğinin olmadığı yönünde iddiada bulunulmuş ise de; başvuru ve mülakat aşamalarında ileri sürülmeyen bu hususun sonradan dava aşamasında ileri sürülmesinin tutarlı bulunmadığı ve davacının zulme maruz kalacağına yönelik gerçek bir risk durumunun olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; … İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1234 E. , 2022/2590 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1234
Karar No : 2022/2590
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Afganistan uyruklu davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının asker olarak görev yapması nedeniyle … tarafından yöneltilecek kötü muamele riski ile karşı karşıya kalabileceği yönündeki iddiaların doğruluğu konusunda herhangi bir araştırma ve inceleme (ilgili ülke büyükelçiliği veya Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinden vs.), irdeleme yapılmaksızın ve diğer taraftan ülkesinde güvenli bölgelerin var olup olmadığı hususu da 6458 sayılı Kanun’un 78/4. maddesi gereğince araştırılmadan uluslararası koruma talebinin reddedilmesine yönelik tesis edilen işlemde ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 02/12/2020 tarih ve E:2018/2237, K:2020/5640 sayılı kararıyla;
Dosya içerisinde yer alan davacının 24/10/2014 tarihli mülakat formu incelendiğinde; Afganistan’da asker olarak görev yaptığı için … tarafından zarar görmekten korktuğunu, … tarafından askerliği bırakması için iki defa tehdit edildiğini, bu yüzden kaçmaya karar verdiğini ve uluslararası korumaya başvurduğunu, ailesinin Afganistan’da yaşadığını ve aile üyelerinden hiç kimseye … tarafından baskı yapılmadığını, uluslararası koruma talebinde bulunduktan sonra Bulgaristan’a kaçma nedeni olarak, amcasının oğlunun Fransa’daki iş imkanlarının daha iyi olduğunu, yaşam kalitesinin daha yüksek olduğunu söylemesi üzerine Fransa’ya gitmek için kaçtığını beyan ettiği, asker olduğu iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belge sunmadığı, yasa dışı yollardan ülkeden çıkmak isterken yakalanması üzerine uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, uluslararası koruma başvuru sahibi statüsünde serbest ikametine izin verilmiş olmasına rağmen ikametine izin verilen ili izinsiz terk ettiği ve tekrar ülkemizden düzensiz olarak çıkış yaparken yakalandığı, davacının menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı gibi ileri sürülen hususların, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığının anlaşıldığı,
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceğinin belirtildiği,
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 12 Ocak 1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvurularını kabul edilemez bulduğu,
Somut olayda da; davacının, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmadığı gibi, davalı idare tarafından dosyaya sunulan menşe ülke raporunda, Genel Müdürlüklerince yapılan menşe ülke araştırmasında Afganistan’ın doğu bölgesinde yer alan başkent Kabil’in genel anlamda ülke içi yer değiştirmeye uygun bir yer olduğu, Kabil’in ülkenin en az çatışmanın meydana geldiği ve uluslararası güçlerin en iyi birliklerinin bulunduğu yerlerden ve ülke içinde yer değiştirmenin genel anlamda uygulanabilir bir seçenek olduğu belirtildiğinden, davacının ülkesi içinde dahili kaçış ve yer değiştirme alternatifinin bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında ülkede kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davalı idarece davacının talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak tesis edilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının menşe ülkesi Afganistan hakkında davalı idarece hazırlanan güncel menşe ülke raporuna istinaden Mahkemelerinin bu dava ile aynı doğrultuda verilen kararlarının istikrar kazandığı gerekçesi eklenmek suretiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının asker olduğunu iddia etmesine rağmen 24/10/2014 tarihli mülakatında Askerlik Belgesini Afganistan’da bıraktığını iddia ederek belge sunamadığı, sığınma başvurusu kapsamında serbest ikametine izin verilmesine rağmen yaşadışı yollardan Bulgaristan’a çıkış yaparken yakalanan ve mülakatında, Bulgaristan’dan da yaşam kalitesi daha yüksek olan Fransa’ya gideceğini ifade eden davacı hakkında hazırlanan 27/10/2014 tarihli Mülakat Raporunda; Afganistan’da Bağlan şehrinde ismini bilmediği karargahta görev yaptığını beyan eden davacının beyanlarındaki inandırıcılık unsurunun ortadan kalktığının belirtildiği, çelişkili beyanları sıralanarak verdiği bilgilerin doğruluğu konusunda şüpheye yer yerildiği, samimi ve inandırıcı bulunmayan ve maddiyat kaygısıyla hareket eden davacının, yetkilerle işbirliği yapmadığı da göz önüne alındığında şartlarını taşımadığı uluslararası korumaya ülkemizde kalış süresini uzatmaya çalışmak amacıyla başvurduğunun anlaşıldığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile … İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Afganistan uyruklu davacı 09/08/2014 tarihinde yasa dışı yollarla Türkiye’ye girmiş, Bulgaristan’a yasa dışı yollarla çıkmak üzere iken yakalanmış, sınır dışı edilmek üzere teslim edildiği Kırklareli Geri Gönderme Merkezinde 14/09/2014 tarihinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş ve Kırklareli’nde serbest ikametine izin verildikten sonra Bulgaristan’a ikinci kez yasa dışı yollarla çıkmaya çalışırken yakalanmıştır.
Davacının uluslararası koruma başvurusunun değerlendirilmesi aşamasında davacı ile 24/10/2014 tarihinde yapılan mülakat sonucunda, sunmuş olduğu gerekçeler, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve ilgili genelgeler kapsamında değerlendirilmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile, uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı, asıl amacının uluslararası koruma prosedürünü kullanarak ülkemizde kalış süresini uzatmaya çalışmak olduğundan bahisle uluslararası koruma talebinin reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde, “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde de “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşme’nin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşme’nin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşme’nin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları da olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları da kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arz etmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dava dosyasında yer alan davacıya ait 14/09/2014 tarihli başvuru kayıt formu ve 24/10/2014 tarihli mülakat formu incelendiğinde; Afganistan’da asker olarak görev yaptığı için … tarafından zarar görmekten korktuğunu, … tarafından askerliği bırakması için evine gönderilen yazılı kağıt ile iki defa tehdit edildiğini, bu yüzden kaçmaya karar verdiğini ve uluslararası korumaya başvurduğunu, ailesinin Afganistan’da yaşadığını ve aile üyelerinden hiç kimseye … tarafından baskı yapılmadığını, uluslararası koruma talebinde bulunduktan sonra Bulgaristan’a kaçma nedeni olarak, amcasının oğlunun, Fransa’daki iş imkanlarının daha iyi olduğunu, yaşam kalitesinin daha yüksek olduğunu söylemesi üzerine bu imkanlardan yararlanmak amacıyla Fransa’ya gitmek için kaçtığını beyan ettiği, başvuru kayıt formunda belirttiği doğum tarihi, anne ve baba adı bilgileriyle mülakat aşamasında belirttiği bilgilerin birbirinden farklı olduğu, yasa dışı yollardan ülkemizden çıkmak isterken yakalanması üzerine uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, uluslararası koruma başvuru sahibi statüsünde serbest ikametine izin verilmiş olmasına rağmen ikametine izin verilen ili izinsiz terk ettiği ve tekrar ülkemizden düzensiz olarak çıkış yaparken yakalandığı, davacının, asker olduğu ve menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddialarını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Mülakat formunda yer alan beyanlarından, daha iyi bir yaşam sürmek amacıyla Fransa’ya gitmek istediği anlaşılan davacı tarafından ileri sürülen hususların, yukarıda yer alan mevzuat uyarınca ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; …. İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/864 E. , 2022/2586 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/864
Karar No : 2022/2586
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Afganistan vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının kayınpederinin Taliban tarafından kaçırıldığı iddiası da dikkate alınarak mensubu olduğu mezhep nedeniyle Afganistan’da zulme uğrama riski ile karşılaşıp karşılaşmayacağı ve 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince ülkesinde güvenli bölgelerin var olup olmadığı hususlarına ilişkin yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın tesis edilen uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin, ulusal ve uluslararası metinler yönünden hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 02/12/2020 tarih ve E:2018/692, K:2020/5642 sayılı kararıyla;
Dosya içerisinde yer alan davacıya ait 20/05/2009 tarihli ön görüşme formu incelendiğinde; davacının Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, erkek kardeşinin İran’da yaşadığı, eşi ile amcası arasında husumet olduğu, bu nedenle can güvenliği kalmadığı için ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarının ileri sürüldüğü, davacıyla aynı tarihte yapılan mülakatta da benzer beyanlarda bulunulduğu, davacının eşine ait 08/05/2009 tarihli ön görüşme ve 12/05/2009 tarihli mülakat formunda ise babasının Taliban tarafından kaçırıldığı, herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, amcasıyla aralarında husumet olduğu, amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulduğu, bu nedenle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, daha sonra amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştükleri şeklinde ifadelerin yer aldığının görüldüğü; dava dilekçesinde mensubu olduğu mezhep nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı, mülakat ve ön görüşmedeki ifadelerle dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar arasında çelişki bulunan Afganistan uyruklu davacı tarafından, … mezhebine mensup olması sebebiyle menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı,
Bununla birlikte, davacı tarafından ileri sürülen hususların, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığının anlaşıldığı,
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceğinin belirtildiği,
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 12/01/1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında, başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulduğu,
Somut olayda da; davacının, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmadığı gibi, davalı idare tarafından dosyaya sunulan menşe ülke raporunda, Genel Müdürlüklerince yapılan en son menşe ülke araştırmasında Afganistan’ın doğu bölgesinde yer alan başkent Kabil’in genel anlamda ülke içi yer değiştirmeye uygun bir yer olduğu, ilgilinin Kabil şehrine geri gönderilmesinin güvensiz ya da makul olmadığı yorumu yapılamayacağı, İngiltere Göç İdaresinin, İngiltere’den Kabil’e gönderilenlerin ülke içinde yer değiştirenlerden daha iyi durumda oldukları, Kabil’in ülkenin en az çatışmanın meydana geldiği ve uluslararası güçlerin en iyi birliklerinin bulunduğu yerlerden ve ülke içinde yer değiştirmenin genel anlamda uygulanabilir bir seçenek olduğu belirtildiğinden, davacının ülkesi içinde dahili kaçış ve yer değiştirme alternatifinin bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında ülkede kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davacının talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak tesis edilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Benzer dosyalara davalı idare tarafından sunulan 30/09/2021 tarihli Menşe Ülke Raporunda yer alan “Ağustos Ayındaki Gelişmeler” başlıklı kısmına yer verilerek, menşe ülke bilgisine yönelik yeterince bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin ciddi emare bulunup bulunmadığı, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olup olmadığı, dolayısıyla davacının uluslararası korumanın unsurları açısından şartları sağlayıp sağlamadığı konusunda yeterli ve etkili bir araştırma ve değerlendirme yapılarak işlem tesis edilmesi gerekirken, söz konusu araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesi eklenmek suretiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının başvuru esnasındaki beyanları ile Afganistan’da yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurulduğunda; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrama korkusunun bulunmadığı ve bu sebeple kendi ülkesinin korumasından yararlanmama durumunun bulunmadığının açık olduğu, şartlı mültecilik şartlarını taşımadığı, mülakat ve dava dilekçesinde belirttiği sebepler birbirinden tamamen farklı olan davacının beyanları arasındaki bu farklılıkların uluslararası koruma talebinin inandırıcılığını sakatladığı, İran’dan Türkiye’ye geldiği ve İran’ın davacı bakımından güvenli ülke olduğu, BMMYK’nın kendi başına mülteci ve/veya sığınmacı statüsü verme gibi bir misyonunun bulunmadığı ve buna yönelik kararların bağlayıcı özelliğinin olmadığı, kendi ülkesinde güvenli bölgenin mevcut olduğu, ispat külfetinin davacıda olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Afganistan uyruklu olan davacı, eşi ve iki kız çocuğuyla birlikte 06/08/2008 tarihinde yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giriş yapmış, 13/08/2008 tarihinde davacının eşi tarafından, menşe ülkesi Afganistan’da zulme maruz kaldığı ileri sürülerek, kendisi ve refakatinde kayıtlı olan aile üyeleri adına uluslararası koruma başvurusunda bulunulmuştur.
Söz konusu başvurunun değerlendirilmesi aşamasında davacı ve eşiyle 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihlerinde yapılan ön görüşme ve mülakat sonucunda, davacının ve aile üyelerinin sunmuş olduğu gerekçeler, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 10/04/2014 tarih ve 2014/10 sayılı Genelge ile 26/05/2014 tarihli ve 2014/15 sayılı Genelge kapsamında değerlendirilmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile, davacının uluslararası koruma için gerekli kriterleri taşımadığından bahisle uluslararası koruma talebinin reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde, “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde de, “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşme’nin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşme’nin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşme’nin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları da kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arz etmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacıya ait 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formlarında; Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, erkek kardeşinin İran’da yaşadığı, eşi ile eşinin amcası arasında husumet olduğu, bu nedenle can güvenlikleri kalmadığı için ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları, ülkesinde herhangi bir siyasi, dini parti, örgüt veya birliğe üye olmadığının ileri sürüldüğü, davacının eşine ait 08/05/2009 tarihli ön görüşme ve 12/05/2009 tarihli mülakat formunda ise; herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, öğretmen olan babasının Taliban tarafından kaçırıldığı, kendilerine sahip çıkan amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulması nedeniyle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, suçsuzluğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldığı, amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştüğünün belirtildiği, dava dilekçesinde ise; mensubu olduğu … mezhebi nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı ve bu iddiayı somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının menşe ülkesinden eşinin akrabaları ile aralarında olan kişisel husumet yüzünden ayrıldığı kendisinin ve eşinin mülakatındaki beyanları ile sabit olup, bu hususun, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesine iade edildiği takdirde zulme uğrayacağını haklı kılacak bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği ve ülkesine dönmemesinin bu nedenle zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı görüldüğünden, durumunun, şartlı mülteci statüsüne uymadığı, her ne kadar dava aşamasında davacı tarafından, mensubu olduğu mezhep nedeniyle can güvenliğinin olmadığı yönünde iddiada bulunulmuş ise de; başvuru ve mülakat aşamalarında ileri sürülmeyen bu hususun sonradan dava aşamasında ileri sürülmesinin tutarlı bulunmadığı ve davacının zulme maruz kalacağına yönelik gerçek bir risk durumunun olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; … İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/874 E. , 2022/2589 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/874
Karar No : 2022/2589
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …’ye velayeten … ve …
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Afganistan vatandaşı olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının ve ailesinin yasa dışı yollarla Türkiye’ye geldiği, babası tarafından refakatindeki aile üyeleri adına da uluslararası koruma talebinde bulunulduğu dikkate alındığında 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aile adına yapılan başvuruların bütün olarak değerlendirilmesi ve verilen kararın tüm aile üyelerini kapsaması gerektiği, davacının babası … tarafından açılan davada uluslararası koruma talebinin reddine dair işlemin iptaline karar verildiğinden, söz konusu işlemin davacıya yönelik kısmının da iptali gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 02/12/2020 tarih ve E:2018/720, K:2020/5646 sayılı kararıyla;
Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, babasının Taliban tarafından kaçırıldığı, herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, amcasıyla aralarında husumet olduğu, amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulduğu, bu nedenle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, daha sonra amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştükleri şeklindeki ifadelerin yer aldığının görüldüğü; dava dilekçesinde mensubu olduğu mezhep nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı, mülakat ve ön görüşmedeki ifadelerle dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar arasında çelişki bulunan Afganistan uyruklu davacı tarafından, Şia mezhebine mensup olması sebebiyle menşe ülkesinde zulme uğrayacağı iddiasını somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı,
Bununla birlikte, davacı tarafından ileri sürülen hususların, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığının anlaşıldığı,
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Soering/Birleşik Krallık davasında da, başvuranın kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair maddi gerekçeler varsa, iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğundan bahsedilebileceğinin belirtildiği,
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 12/01/1991 tarihli A. and K. v. Turkey (Başvuru No.14401/88) kararında, başvuranların sınırdışı edilmesi halinde insanlık dışı ya da kötü muamele göreceklerine dair ciddî bir tehdidin bulunmaması gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulduğu,
Somut olayda da; davacının, geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmadığı gibi, davalı idare tarafından Dairelerinin E:2018/349 sayılı dosyasına sunulan menşe ülke raporunda, Genel Müdürlüklerince yapılan en son menşe ülke araştırmasında Afganistan’ın doğu bölgesinde yer alan başkent Kabil’in genel anlamda ülke içi yer değiştirmeye uygun bir yer olduğu, ilgilinin Kabil şehrine geri gönderilmesinin güvensiz ya da makul olmadığı yorumu yapılamayacağı, İngiltere Göç İdaresinin, İngiltere’den Kabil’e gönderilenlerin ülke içinde yer değiştirenlerden daha iyi durumda oldukları, Kabil’in ülkenin en az çatışmanın meydana geldiği ve uluslararası güçlerin en iyi birliklerinin bulunduğu yerlerden ve ülke içinde yer değiştirmenin genel anlamda uygulanabilir bir seçenek olduğu belirtildiğinden, davacının ülkesi içinde dahili kaçış ve yer değiştirme alternatifinin bulunduğunun görüldüğü,
Bu itibarla, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında ülkede kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından, davacının talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak tesis edilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Davacının menşe ülkesindeki durumun değerlendirilmesi aşamasında, benzer dosyalara davalı idare tarafından sunulan 30/09/2021 tarihli Menşe Ülke Raporunda yer alan “Ağustos Ayındaki Gelişmeler” başlıklı kısmına yer verilerek, davacının dedesinin Taliban tarafından kaçırıldığı iddiası da dikkate alındığında, mensubu olduğu mezhep nedeniyle Afganistan’da zulme uğrama riski ile karşılaşıp karşılaşmayacağı hususuna ve menşe ülke bilgisine yönelik yeterince bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın ve diğer taraftan davacının ülkesinde güvenli bölgelerin var olup olmadığı ve davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin ciddi emare bulunup bulunmadığı, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olup olmadığı, dolayısıyla davacının uluslararası korumanın unsurları açısından şartları sağlayıp sağlamadığı konusunda yeterli ve etkili bir araştırma ve değerlendirme yapılarak işlem tesis edilmesi gerekirken, söz konusu araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda haklı nedenlere dayanan zulüm görme korkusunun mevcut olmadığı, davacının uluslararası koruma talebini ailevi nedenlere dayandırdığı, dolayısıyla başvuru sahibinin beyanlarını göz önüne alınarak işlem tesis edilmesinin hukuka uygun olduğu, öne sürülmeyen durumların idarelerince göz önüne alınmasını beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Afganistan uyruklu olan davacı, anne ile babası ve kız kardeşiyle birlikte 06/08/2008 tarihinde yasal olmayan yollardan Türkiye’ye giriş yapmış, 13/08/2008 tarihinde davacının babası tarafından, menşe ülkesi Afganistan’da zulme maruz kaldığı ileri sürülerek, kendisi ve refakatinde kayıtlı olan aile üyeleri adına uluslararası koruma başvurusunda bulunulmuştur.
Söz konusu başvurunun değerlendirilmesi aşamasında davacının anne ve babasıyla 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihlerinde yapılan ön görüşme ve mülakat sonucunda, davacının ve aile üyelerinin sunmuş olduğu gerekçeler, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 10/04/2014 tarih ve 2014/10 sayılı Genelge ile 26/05/2014 tarihli ve 2014/15 sayılı Genelge kapsamında değerlendirilmiş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile, davacının uluslararası koruma için gerekli kriterleri taşımadığından bahisle uluslararası koruma talebinin reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü; 62. maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü; 63. maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü; 69. maddesinde, “… (4) Kayıt esnasında; başvuru sahibinin menşe veya ikamet ülkesini terk etme sebepleri, ülkesini terk ettikten sonra başından geçen ve başvuru yapmasına neden olan olaylar, Türkiye’ye giriş şekli, kullandığı yol güzergâhları ve vasıta bilgileri, daha önceden başka bir ülkede uluslararası korumaya başvurmuş veya korumadan yararlanmışsa, bu başvuru veya korumaya ilişkin bilgi ve belgeleri alınır.” hükmü; 75. maddesinde “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü; 78. maddesinde de, “…(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokolün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşme’nin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşme’nin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşme’nin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumlarıda kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arz etmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Dairenin E:2018/349 sayılı dosyasında yer alan davacının anne ve babasına ait 08/05/2009, 12/05/2009 ve 20/05/2009 tarihli ön görüşme ve mülakat formları incelendiğinde, davacının babasına ilişkin olarak; herhangi bir siyasi ya da dini oluşumla bağlantısının bulunmadığı, Türkiye’ye gelmeden önce son ikamet ettiği şehrin Kabil olduğu, İran üzerinden Türkiye’ye geldiği, annesinin ve beş kız kardeşinin İran’da yaşadıkları, öğretmen olan babasının Taliban tarafından kaçırıldığı, kendilerine sahip çıkan amcasının oğlunun ölümünden sorumlu tutulması nedeniyle tutuklanarak bir yıl cezaevinde kaldığı, suçsuzluğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldığı, amcası ve ailesinin kendisine düşmanlık beslemeye devam ettiği ve amcasının yedi oğlunun kendisini öldürmek için peşine düştüğü şeklinde ifadelerin yer aldığı, dava dilekçesinde ise; mensubu olduğu Şia mezhebi nedeniyle ülkesinde can güvenliğinin tehlike altında olduğu şeklinde yeni bir iddianın yer aldığı ve bu iddiayı somutlaştırabilecek herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının menşe ülkesinden babasının akrabaları ile aralarında olan kişisel husumet yüzünden ayrıldığı anne ve babasının mülakatındaki beyanları ile sabit olup, bu hususun, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle ülkesine iade edildiği takdirde zulme uğrayacağını haklı kılacak bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği ve davacının ülkesine dönmemesinin bu nedenle zulüm görme ve baskı korkusundan kaynaklanmadığı görüldüğünden, durumunun, şartlı mülteci statüsüne uymadığı, her ne kadar dava aşamasında davacı tarafından, mensubu olduğu mezhep nedeniyle can güvenliğinin olmadığı yönünde iddiada bulunulmuş ise de; başvuru ve mülakat aşamalarında ileri sürülmeyen bu hususun sonradan dava aşamasında ileri sürülmesinin tutarlı bulunmadığı ve davacının zulme maruz kalacağına yönelik gerçek bir risk durumunun olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Buna göre, davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; … İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/11909 E. , 2022/2145 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/11909
Karar No : 2022/2145
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Valiliği
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : Irak uyruklu olan davacının uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılmasına ilişkin …tarih ve …sayılı İstanbul Valiliği işleminin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, … İdare Mahkemesince, Danıştay Onuncu Dairesinin 17/11/2016 tarih ve E:2016/3569, K:2016/4060 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle davanın reddi yolunda verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, 2 yıl boyunca imza yükümlülüğünü yerine getirdiği, ancak bir süre hasta olması ve ailevi sorunları sebebiyle kısa sayılabilecek bir süre imza atmaya gidemediği, mazereti biter bitmez ise imza atmaya gittiği, sağlık sigortasının bulunmaması nedeniyle bilgi belge sunamadığı, ikamet adresini terk etmediği, ayrıca yaklaşık 3 yıllık sürede düzenli olarak imza yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen, davalı idarenin kanunen 6 ay içinde sonuçlandırması gereken uluslararası koruma başvurusu hakkında bir karar vermediği ve kendisini sona ermeyen işlemlere ve imza atmaya mahkum ettiği, öte yandan uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılmasına ilişkin işlemlerin usule yönelik olduğu, ulusal ve uluslararası mülteci mevzuatı bakımından uluslararası koruma başvurusunun esasının incelenmesi gerektiği belirtilerek, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, bu sebeple temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ :Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,
2. Davanın reddi yolundaki …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı temyize konu kararının ONANMASINA,
3. Adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle ödenmemiş olan temyiz aşamasına ait yargılama giderlerinin davacıdan tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/2384 E. , 2022/677 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2384
Karar No : 2022/677
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : …
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : …İdare Mahkemesinin …(Mahkeme kararında sehven …tarihi yazılmıştır.) tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Irak uyruklu olan davacı tarafından, uluslararası koruma talebinin reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün …tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla;
Mülakatındaki beyanları uyarınca oluşturulan mülakat raporunda hakkında olumlu kanaate varılan ve Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliğince 16/07/2014 tarihli sığınmacı belgesi verilen davacının, somut bir gerekçeye dayanmaksızın uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesine ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/11/2017 tarih ve E:2015/2663, K:2017/4849 sayılı kararıyla;
Somut olayda; geçmişteki hangi fiili veya durumları nedeniyle ülkesine iadesi halinde zulme maruz kalacağı konusunu maddi gerekçelere dayandırmayan ve ekonomik sebeplerle ülkesini terk ettiği anlaşılan davacının, geri gönderilmesi durumunda zulme uğrayacağına ilişkin somut bilgi ve belge de bulunmadığından, kötü muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile karşı karşıya olmadığı sonucuna varıldığı,
Ayrıca, 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesi uyarınca uluslararası koruma talebinde bulunan yabancılarla ilgili olarak karar merciin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü olduğu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin 1951 yılına ait Cenevre Sözleşmesinin 35. maddesi gereğince tanınan işbirliği yapma görevi doğrultusunda nezaret etme görevinin bulunduğu dikkate alındığında, başvuranlara mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma statüsü verme noktasında tek yetkili idarenin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü olduğunun açık olduğu,
Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararın iptali yolundaki idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, mülakat raporunda, mülakatı yapan tarafından başvuru sahibinin ülkesinde can güvenliğinin bulunmadığı belirtilmiş olmasına rağmen; başvurucunun, Irak’taki kamu otoritesiyle ya da diğer oluşumlar tarafından ne tür kötü muameleye maruz kaldığı hususunda ve yaşamının ne zaman ne şekilde tehdit edildiğine, tehlikenin sürecine ilişkin bilgi ve belge sunmadığı, yakın aile fertlerinin ülkesinde yaşamaya devam ettiklerini belirttiği, Irak’tan ülkemize gelişini takip eden günlerde uluslararası koruma başvurusunda bulunmadığı, Fransa’dan uluslararası koruma talep etme imkanına sahipken uluslararası koruma talep etmediği, zorla geri gönderilmesi sonucunda iyi ekonomik şartlarda yaşama imkanı kalmadığını fark ederek ülkemizden uluslararası koruma talep ettiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Yasa dışı yollarla Türkiye’ye gelen ve “illegal giriş, inad ve illegal çıkışa teşebbüs” suçlarından hakkında yapılan işlemlerin ardından sevk edildiği geri gönderme merkezinde 18/06/2014 tarihinde uluslararası koruma başvurusunda bulunan Irak uyruklu olan davacı tarafından, 15/05/2014 tarihli Şüpheli İfade Tutanağında, kaçak yollarla bir ay önce geldiği Türkiye üzerinden İtalya’ya gittiği, orada tanımadığı üç kişi ile Fransa’ya geçtiği ve Fransa’da polisler tarafından yakalanarak Türkiye’ye gönderildiği; 24/06/2014 tarihli Mülakat Formunda, sünni olduğu ve ülkesinde yaşanan savaştan dolayı can güvenliğinin bulunmadığı, hayatını daha rahat sürdürebilmek için gittiği Fransa’da yakalanarak Türkiye’ye gönderildiği, amacının üçüncü bir ülkeye gitmek olduğu beyan edilmiştir.
Davacı ile yapılan mülakat sonrası düzenlenen 25/06/2014 tarihli Mülakat Raporunda ise, anlattıklarının inandırıcı bulunduğu, ülkesine dönmekten ve can güvenliğinin olmayacağından korktuğu belirtilerek, davacı hakkında olumlu kanaate varıldığı belirtilmiş, akabinde yapmış olduğu uluslararası koruma başvurusunun reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. maddesinde; “(1) Bu Kanunun uygulanmasında;… d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,…. r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,…ifade eder.” hükmü, 62. maddesinde; “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.” hükmü, 63. maddesinde; “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen; ancak, menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.” hükmü, 75. maddesinde; “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir.” hükmü, işlem tarihindeki haliyle 78. maddesinin 1. fıkrasında; “Başvuru, kayıt tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Genel Müdürlükçe sonuçlandırılır…” hükmü yer almaktadır.
29/08/1961 tarih ve 359 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Protokolün 1. maddesi uyarınca bu Sözleşmenin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sözleşmenin 1. maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup, Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşmenin 33. maddesinde de, “1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.
2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.” hükmünü içermektedir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu, 3. maddesinde de, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamayacağı düzenleme altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve söz konusu olaylar sonucunda haklı nedenlere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmektedir. Zulüm kavramı ise ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalmaması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları da olabileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsar.
Uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme başvuranın nesnel ve öznel durumları göz önüne alınarak yapılmalıdır. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arzetmektedir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gereklidir.
Davacının menşe ülkesi Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, mülteci sıfatını kazanması mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, menşe ülkesinde zulme uğrama riski olduğunu iddia eden davacının, ülkemize ilk geldiğinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmaksızın hayatını daha rahat sürdürebilmek için Fransa’ya gittiği ve orada yakalandıktan sonra ülkemize gönderilmesi üzerine uluslararası koruma başvurusunda bulunması hususu ile herhangi bir siyasi, dini veya sosyal gruba mensubiyetinin bulunmadığı, ülkesinde hiç gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı, kötü muameleye maruz kalmadığı, aile üyelerinden herhangi birinin yetkililerle sorun yaşamadığı, ailesinin Irak’ta yaşadığına yönelik beyanları birlikte göz önünde bulundurulduğunda; başvurusunda samimi ve inandırıcı olmadığı ve davacı tarafından ileri sürülen hususların yukarıda yer alan mevzuat hükümleri uyarınca ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağını haklı kılacak sebepler olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne olanak sağlayacak şartların mevcut olmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından davalı idare tarafından davacı hakkında, talebinin bireysel olarak değerlendirilerek uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, 6458 sayılı Kanun’un 78. maddesi uyarınca uluslararası koruma talebinde bulunan yabancılarla ilgili olarak karar verme yetkisinin Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne verildiği, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin 1951 yılına ait Cenevre Sözleşmesinin 35. maddesi gereğince tanınan işbirliği yapma görevi doğrultusunda nezaret etme görevinin bulunduğu, bu nedenle başvuranlara mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma statüsü verme noktasında yetkili idarenin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü olduğu açıktır.
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin …İdare Mahkemesinin temyize konu …tarih ve E:…, K:…sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/02/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; …İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.