Kol veya bacaklar arasındaki uzunluk farkları ile osteoporoz ve avasküler nekroz gibi kemik hastalıkları, polis adaylarının sağlık kurulunda elenme nedenleri arasında sıklıkla göz ardı edilen ancak karşılaşıldığında ciddi sonuçlar doğuran patolojilerdir. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği bu durumları ortopedi ve travmatoloji branşında ayrı maddeler halinde düzenlemiş olup POMEM ve PMYO adaylarının yanı sıra PAEM ve İFG adayları için de aynı kriterler geçerlidir. Uzunluk farkları konusunda yönetmelik adayın boy uzunluğuna göre farklılaşan sayısal eşikler belirlemiştir ve bu eşikler santimetre düzeyinde kesin sınırlar içermektedir. Kemik hastalıkları ise adayın beden hareket ve fonksiyonlarını bozup bozmamasına göre dilim sınıflandırmasına tabi tutulmaktadır.
Bu patolojilerin ortak özelliği çoğunun aday tarafından günlük yaşamda fark edilmemesi veya önemsenmemesidir. Bir bacağın diğerinden bir iki santimetre kısa olması yürüyüşü gözle görülür şekilde etkilemeyebilir ya da kemik yoğunluğundaki azalma herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Ancak sağlık kurulunda yapılan detaylı ortopedik muayene ve radyolojik ölçümler bu durumları ortaya koymakta ve yönetmelikteki ilgili madde kapsamında elenme kararı verilmektedir. Emniyet teşkilatı bünyesinde bu karar doğrudan ilişik kesme olarak uygulanmakta ve adaya iç idari itiraz gibi bir ek mekanizma tanınmamaktadır.
Kol ve Bacakta Uzama veya Kısalma Sınırları Nelerdir?
Yönetmeliğin EK-3 Bölüm 9 B Dilimi (2). maddesi kol veya bacaklardaki uzunluk farklarını adayın boy uzunluğuna göre iki ayrı eşikle değerlendirmektedir. Boyu 170 santimetreden kısa olan adaylarda üst veya alt tarafta 3 santimetreye kadar (3 santimetre dahil) olan uzama ya da kısalmalar B dilimi kapsamında öğrenciliğe engel kabul edilmektedir. Boyu 170 santimetre ve daha uzun olan adaylarda ise bu eşik 4 santimetreye kadar (4 santimetre dahil) olarak belirlenmiştir. Her iki durumda da beden hareket ve fonksiyonlarını bozmayan uzunluk farkları bile yönetmelik gereği öğrenciliğe engel sayılmaktadır. Bunun yanı sıra B Dilimi (3). maddesi bir ayağın diğerine oranla 3 santimetreye kadar (3 santimetre dahil) küçük veya büyük olmasını da yürüyüşü ve ayakta durmayı güçleştirmeyecek derecede olsa dahi öğrenciliğe engel olarak düzenlemiştir.
Uzunluk farkının ölçümü sağlık kurulunda klinik muayene ile başlamakta ve gerektiğinde radyolojik yöntemlerle doğrulanmaktadır. Klinik ölçümde ortopedi uzmanı adayı düz bir zemine yatırarak spina iliaka anterior superior (kalça kemiğinin ön çıkıntısı) ile mediyal malleol (iç topuk kemiği) arasındaki mesafeyi iki tarafta ayrı ayrı ölçmektedir. Ancak klinik ölçümlerde yumuşak doku kalınlığı ve kemik referans noktalarının tam tespitindeki güçlükler nedeniyle hassasiyet sorunları yaşanabilmektedir. Bu nedenle sınır değerlerdeki ölçümlerin teyidi için alt ekstremite uzun kemik grafisi veya scanogram adı verilen özel radyolojik yöntemler kullanılmakta ve bu yöntemlerle milimetre düzeyinde hassas ölçüm yapılabilmektedir. Sağlık kurulundaki klinik ölçüm ile radyolojik ölçüm arasında fark çıkması halinde genellikle radyolojik sonuç esas alınmaktadır ve bu durum sınır değerlerdeki adaylar için kararı her iki yönde de değiştirebilecek niteliktedir.
Osteoporoz ve Metabolik Kemik Hastalıkları Nasıl Değerlendirilir?
Yönetmeliğin B Dilimi (12). maddesi hormonal, metabolik veya diğer nedenlere bağlı osteoporoz ve diğer kemik hastalıklarını bunlara bağlı gelişen sekeller dahil olmak üzere beden hareket ve fonksiyonlarını bozmasa dahi öğrenciliğe engel kabul etmektedir. Osteoporoz kemik yoğunluğunun azalması ve kemik dokusunun zayıflaması durumudur ve genellikle ileri yaşlarda görülmesine rağmen hormonal bozukluklar, beslenme yetersizlikleri, uzun süreli kortikosteroid kullanımı veya genetik faktörler nedeniyle genç bireylerde de ortaya çıkabilmektedir. Metabolik kemik hastalıkları ise osteomalazi, Paget hastalığı, hiperparatiroidizme bağlı kemik değişiklikleri ve osteogenezis imperfekta gibi geniş bir hastalık grubunu kapsamaktadır. Bu hastalıklardan herhangi birinin tanısının konulması veya bu hastalıklara bağlı kemik yapısında değişiklik tespit edilmesi elenme kararı için yeterli görülmektedir.
Sağlık kurulunda kemik yoğunluğu değerlendirmesi genellikle DEXA (dual enerji X-ray absorptiometry) yöntemiyle yapılmaktadır. DEXA ölçümünde elde edilen T-skoru değeri kemik yoğunluğunun normal popülasyona göre ne kadar sapma gösterdiğini ortaya koymaktadır. Dünya Sağlık Örgütü sınıflandırmasına göre T-skoru eksi 1 ile eksi 2,5 arasında olan değerler osteopeni (kemik yoğunluğunda azalma) olarak, eksi 2,5 ve altı ise osteoporoz olarak tanımlanmaktadır. Yönetmelikteki madde osteoporozu açıkça saymakla birlikte osteopeninin bu kapsama girip girmediği tartışmalıdır ve sağlık kurullarının bu konudaki yaklaşımları farklılık gösterebilmektedir. Genç bir adayda beklenmedik şekilde düşük kemik yoğunluğu saptanması halinde altta yatan endokrinolojik veya metabolik nedenlerin araştırılması hem tıbbi hem hukuki süreç açısından önem taşımakta ve tedavi edilebilir bir nedenin ortaya konması iptal davasında güçlü bir argüman oluşturabilmektedir.
Aseptik ve Avasküler Nekroz Sekelleri B Dilimi Kapsamında mıdır?
Yönetmeliğin B Dilimi (14). maddesi beden hareket ve fonksiyonlarını bozmayan büyük eklemlerin aseptik veya avasküler nekroz sekellerini ve eklem yüzü harabiyetini öğrenciliğe engel kabul etmektedir. Avasküler nekroz kemiğin belirli bir bölgesine kan akışının kesilmesi sonucu kemik dokusunun canlılığını yitirmesi ve zamanla çökmesi durumudur. En sık kalça eklemindeki femur başında görülmekle birlikte diz, omuz, ayak bileği ve dirsek eklemlerinde de ortaya çıkabilmektedir. Genç bireylerde avasküler nekroz travma sonrası, kortikosteroid kullanımına bağlı, alkol kullanımıyla ilişkili veya idiopatik (nedeni bilinmeyen) olarak gelişebilmektedir. Aseptik nekroz ise enfeksiyona bağlı olmayan kemik ölümünü ifade etmekte olup avasküler nekrozla büyük ölçüde örtüşen bir kavramdır.
Bu maddenin dikkat çekici yönü sekel kavramını kapsamasıdır. Avasküler nekroz tedavi edilmiş, ilerleme durmuş veya kısmi iyileşme sağlanmış olsa bile tedavi sonrası kalan yapısal değişiklikler yani sekeller B dilimi kapsamında değerlendirilmektedir. Eklem yüzü harabiyeti ise avasküler nekrozun ileri evrelerinde eklem kıkırdağının ve altındaki kemiğin çökmesiyle oluşan kalıcı yüzey düzensizliğidir. MR görüntülemede femur başında veya diğer eklemlerde avasküler nekroz bulgusu saptanması, lezyon aktif olmasa ve adayın herhangi bir ağrı şikayeti bulunmasa dahi elenme gerekçesi oluşturmaktadır. Sağlık kurulundaki ortopedi uzmanı eklem grafilerinde ve MR görüntülerinde nekroz alanının büyüklüğünü, eklem yüzeyinin bütünlüğünü ve çevre dokulardaki değişiklikleri değerlendirmekte ve bu bulgulara göre dilim kararı vermektedir. Erken evre lezyonlarda yalnızca MR ile tespit edilebilen ve grafide henüz bulgu vermeyen nekroz alanlarının klinik önemi tartışmalı olabilmekte ve bu durum iptal davalarında bilirkişi değerlendirmesiyle yeniden ele alınabilmektedir.
Kemik Hastalıkları Nedeniyle İlişiği Kesilen Adaylar Ne Yapmalıdır?
Uzunluk farkı, osteoporoz veya avasküler nekroz gibi kemik patolojileri nedeniyle ilişiği kesilen adayların öncelikle sağlık kurulu raporundaki tanıyı ve ölçüm değerlerini dikkatle incelemeleri gerekmektedir. Uzunluk farkı nedeniyle elenen adaylar için klinik ölçüm ile radyolojik ölçüm arasında fark bulunup bulunmadığı kritik bir sorgulama noktasıdır. Bağımsız bir merkezden scanogram veya alt ekstremite uzun kemik grafisi çektirerek uzunluk farkının milimetre hassasiyetinde yeniden ölçtürülmesi sağlık kurulu raporundaki değerin doğruluğunu test etmenin en güvenilir yoludur. Osteoporoz tanısı alan adaylar için ise DEXA ölçümünün teknik koşullara uygun yapılıp yapılmadığı, farklı bir cihazda tekrar ölçüm yaptırılması ve altta yatan tedavi edilebilir bir nedenin araştırılması önemli adımlardır. Avasküler nekroz sekeli tespit edilen adayların güncel bir MR görüntüleme ile lezyonun mevcut durumunu, boyutunu ve eklem yüzeyine etkisini raporlattırmaları ilerleyen hukuki süreçte değerli bir delil oluşturacaktır.
Elenme kararının tebliğinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde idare mahkemesine iptal davası açılması zorunludur. Dava dilekçesinde sağlık kurulunun dayandığı spesifik yönetmelik maddesi, ölçüm değerleri ve varsa bağımsız merkezden elde edilen farklı sonuçlar açık ve detaylı biçimde sunulmalıdır. Özellikle uzunluk farkı davalarında sağlık kurulundaki klinik ölçüm ile radyolojik ölçüm arasındaki tutarsızlıklar, kemik hastalığı davalarında ise tanının klinik ve laboratuvar bulgularıyla yeterince desteklenip desteklenmediği bilirkişi incelemesinde tartışılan başlıca konulardır. Mahkeme genellikle Adli Tıp Kurumundan veya üniversite hastanesinden bağımsız değerlendirme istemekte ve bilirkişi raporunda adayın polislik mesleğini icra etmesine engel bir durumun tespit edilmemesi halinde elenme kararının iptali mümkün olmaktadır. Yürütmenin durdurulması talebinin dava ile birlikte yapılması eğitim sürecinden uzak kalmanın yarattığı telafisi güç zararın önlenmesi açısından belirleyici önem taşımaktadır.
Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği kapsamında uzunluk farkı ve kemik hastalıkları nedeniyle ilişiği kesilen adaylara yönelik iptal davası süreçlerinde Ulus Hukuk ve Danışmanlık idare hukuku alanındaki deneyimiyle hukuki destek sağlamaktadır.

