Ara POMEM ve PMYO Renk Körlüğü Nedeniyle Elenme ve İptal Davası

POMEM ve PMYO Renk Körlüğü Nedeniyle Elenme ve İptal Davası

Renkleri karıştırdığını fark etmeden yıllarca yaşamını sürdürmüş bir bireyin polislik sınavlarını kazandıktan sonra sağlık kurulundaki göz muayenesinde renk körlüğü tespit edilmesi ve bu nedenle ilişiğinin kesilmesi beklenmedik ve sarsıcı bir deneyimdir. Tıpta diskromatopsi olarak adlandırılan renk körlüğü, renklerin algılanmasındaki kalıtsal veya edinsel bozuklukları ifade etmekte olup en sık kırmızı ve yeşil tonlarının birbirinden ayırt edilememesi şeklinde kendini göstermektedir. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği renk körlüğünü göz hastalıkları branşında ayrı bir madde olarak düzenlemiş ve kısmi ya da total fark etmeksizin öğrenciliğe engel kabul etmiştir. Bu hüküm POMEM ve PMYO ile birlikte PAEM ve İFG adayları için de aynı şekilde geçerlidir.

Renk körlüğünü diğer göz bulgularından ayıran temel özellik, bu durumun büyük çoğunlukla genetik kaynaklı olması ve bilinen bir tedavisinin bulunmamasıdır. Miyopi veya astigmatizma gibi refraksiyon kusurları gözlük, lens veya lazer ameliyatıyla düzeltilebilirken renk körlüğü için böyle bir düzeltme imkanı mevcut değildir. Bu durum elenen adayların hukuki süreçte kullanabilecekleri argümanları daraltmakla birlikte tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Sağlık kurulunda uygulanan testin güvenilirliği, muayene koşullarının standartlara uygunluğu ve tanının doğruluğu hukuki denetimin konusu olabilmekte ve bu faktörlerdeki eksiklikler iptal davalarında adayın lehine sonuçlanabilmektedir. Emniyet teşkilatı bünyesinde renk körlüğüne dayalı elenme kararı doğrudan ilişik kesme olarak uygulanmaktadır.

Diskromatopsi Emniyet Yönetmeliğinde Nasıl Değerlendirilir?

Yönetmeliğin EK-3 Bölüm 7 göz hastalıkları branşı B Dilimi (11). maddesinde kısmi veya total diskromatopsi yani renk körlüğü öğrenciliğe engel olarak düzenlenmiştir. Bu maddenin dikkat çekici yönü kısmi ve total ayrımını yapmakla birlikte her iki durumu da aynı dilimde değerlendirmesidir. Yani adayın yalnızca belirli renk tonlarını ayırt edememesi (kısmi diskromatopsi) ile hiçbir rengi algılayamaması (total diskromatopsi) yönetmelik kapsamında aynı sonucu doğurmaktadır. Polislik mesleğinde trafik ışıklarının algılanması, olay yeri incelemesinde renk detaylarının tespiti, şüpheli eşkal tanımlarının doğru aktarılması ve işaret sistemlerinin anlaşılması gibi görevlerde renk algısının kritik bir öneme sahip olması bu katı düzenlemenin temelini oluşturmaktadır.

Renk körlüğünün yönetmelikteki konumunu farklılaştıran bir diğer unsur, diğer göz bulguları için uygulanan dilim geçişlerinin burada söz konusu olmamasıdır. Miyopi veya astigmatizmada diyoptri değerine göre B, C veya D dilimi arasında kademelenme yapılmakta ve hafif kusurlar A diliminde sağlam kabul edilebilmektedir. Renk körlüğünde ise böyle bir kademelenme bulunmamaktadır. En hafif düzeyde bir renk algılama bozukluğu dahi yönetmeliğin B dilimi kapsamına girmekte ve öğrenciliğe engel kabul edilmektedir. Bu durum özellikle günlük yaşamında renk körlüğünün hiçbir farkında olmayan ve yalnızca belirli tonlarda çok hafif bir karışıklık yaşayan adaylar için sürpriz bir elenme nedeni oluşturmaktadır.

Kısmi ve Total Renk Körlüğü Arasındaki Fark Nedir?

Renk körlüğü tıbbi olarak farklı tiplere ayrılmakta ve her tip retinada bulunan koni hücrelerindeki farklı pigment eksikliklerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. İnsan retinasında kırmızı, yeşil ve mavi ışığa duyarlı üç tip koni hücresi bulunmaktadır. Bu hücrelerden birinin veya birkaçının işlev görmemesi veya eksik işlev görmesi farklı renk körlüğü tiplerine yol açmaktadır. Protanopi kırmızı koni hücrelerinin tamamen işlev görmemesi, deuteranopi yeşil koni hücrelerinin tamamen işlev görmemesi durumudur ve bu iki tip birlikte kırmızı ve yeşil renk körlüğü olarak adlandırılmaktadır. Tritanopi ise mavi koni hücrelerinin işlev görmemesi olup çok daha nadir görülmektedir. Koni hücrelerinin tamamen işlevsiz olması yerine azalmış duyarlılık göstermesi durumunda protanomali, deuteranomali ve tritanomali gibi kısmi formlar ortaya çıkmakta ve bu durumlarda birey renkleri tam olarak karıştırmamakta ancak belirli tonları birbirinden ayırt etmekte güçlük yaşamaktadır. Total renk körlüğü (akromatopsi) ise tüm koni hücrelerinin işlevsiz olmasıyla karakterize olup birey dünyayı yalnızca gri tonlarında algılamaktadır ve son derece nadir görülen bir durumdur.

Yönetmeliğin B Dilimi (11). maddesindeki kısmi veya total ifadesi yukarıda sayılan tüm tipleri kapsamaktadır. Deuteranomali gibi en hafif ve en yaygın renk algılama bozukluğundan akromatopsi gibi en ağır forma kadar tüm diskromatopsi tipleri öğrenciliğe engel kabul edilmektedir. Erkeklerde renk körlüğü prevalansı yaklaşık yüzde 8 iken kadınlarda bu oran yüzde 0,5 civarındadır çünkü en sık görülen kırmızı ve yeşil renk körlüğü X kromozomuna bağlı resesif kalıtımla aktarılmaktadır. Bu yüksek prevalans düşünüldüğünde POMEM ve PMYO sınavlarına giren erkek adaylar arasında renk körlüğü nedeniyle elenen aday sayısının azımsanamayacak bir oranı oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Renk Körlüğü Muayenesinde Lens Kullanılabilir mi?

Yönetmeliğin A diliminin ilk maddesinde görme ve diskromatopsi muayenesinde lens kullanılmasına izin verilmez hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme renk algılama testlerinin çıplak gözle yani herhangi bir optik yardımcı araç kullanılmadan yapılması gerektiğini ifade etmektedir. Renkli kontakt lensler veya özel filtreli gözlükler bazı renk körlüğü tiplerinde renk ayrımını kısmen iyileştirebilmekte ancak yönetmelik bu tür yardımcı araçların muayene sırasında kullanılmasını açıkça yasaklamıştır. Bu yasak hem kontakt lens hem de gözlük için geçerlidir ve adayın renk algılama kapasitesinin hiçbir optik müdahale olmaksızın doğal haliyle değerlendirilmesini amaçlamaktadır.

Renk körlüğü muayenesinde kullanılan testlerin güvenilirliği ve uygulama koşulları elenme kararının hukuki açıdan sorgulanmasında en önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Sağlık kurullarında en yaygın olarak Ishihara pseudoizokromatik test plakları kullanılmaktadır. Bu testte renkli noktalardan oluşan daireler içinde gizlenmiş sayı veya şekillerin okunması istenmektedir. Ancak Ishihara testinin güvenilir sonuç vermesi için belirli aydınlatma koşullarının sağlanması gerekmektedir. Testin doğal gün ışığında veya standart D65 aydınlatma koşullarında uygulanması önerilmekte olup floresan veya sarı tonlu ampul ışığı altında yapılan ölçümler hatalı sonuçlara yol açabilmektedir. Test plakalarının eskimesi, renklerinin solması veya yüzeyinin kirlenmesi de sonuçların güvenilirliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Ayrıca Ishihara testi bir tarama testidir ve kesin tanı için Farnsworth D-15 testi veya anomaloskop gibi daha ileri düzey testlerin uygulanması gerekebilmektedir. Sağlık kurulunda yalnızca Ishihara testine dayalı olarak verilen renk körlüğü kararının ileri testlerle doğrulanmamış olması hukuki süreçte tartışmaya açık bir zemin oluşturabilmektedir.

Renk Körlüğü Nedeniyle İlişiği Kesilen Adaylar Ne Yapmalıdır?

Renk körlüğü nedeniyle ilişiği kesilen adayların yapması gereken ilk adım sağlık kurulundaki testin türünü, uygulama koşullarını ve sonuçlarını detaylı biçimde incelemektir. Muayenede hangi testin uygulandığı, testin hangi aydınlatma koşullarında yapıldığı, kaç plaka gösterildiği ve kaç tanesinde hata yapıldığı gibi bilgiler ilerleyen hukuki sürecin zeminini oluşturmaktadır. Adayın bağımsız bir göz hastalıkları kliniğinden veya üniversite hastanesinin göz bölümünden kapsamlı bir renk algılama değerlendirmesi yaptırması kritik önem taşımaktadır. Bu değerlendirmede Ishihara testinin yanı sıra Farnsworth D-15, Farnsworth-Munsell 100 Hue testi veya anomaloskop gibi ileri düzey testlerin uygulanması renk algılama bozukluğunun gerçekten mevcut olup olmadığını ve varsa derecesini objektif biçimde ortaya koyacaktır. Sağlık kurulunda Ishihara testinde hata yapan ancak anomaloskop gibi altın standart testlerde normal renk algısı gösterdiği belirlenen adayların durumu bilirkişi incelemesinde güçlü bir tartışma konusu oluşturmaktadır.

Elenme kararının tebliğinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde idare mahkemesine iptal davası açılması zorunludur. Renk körlüğü davalarında bilirkişi incelemesi sağlık kurulundaki testin güvenilirliğini, uygulama koşullarının standartlara uygunluğunu ve adayın renk algılama kapasitesini yeniden değerlendirmektedir. Bilirkişi heyeti adaya kontrollü koşullarda ileri düzey renk algılama testleri uygulayarak sonuçları sağlık kurulu raporuyla karşılaştırmaktadır. Bilirkişi raporunda sağlık kurulundaki testin uygunsuz koşullarda yapıldığı, kullanılan test materyalinin standartlara uymadığı veya adayda klinik olarak anlamlı bir renk algılama bozukluğunun bulunmadığı tespit edilmesi halinde elenme kararının iptali mümkün olabilmektedir. Ancak gerçek bir diskromatopsinin bilirkişi incelemesinde de doğrulanması halinde genetik kaynaklı renk körlüğünün tedavi edilebilir bir durum olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Yürütmenin durdurulması talebi eğitim sürecinden uzak kalmanın yaratacağı telafisi güç zararın engellenmesi açısından dava ile birlikte yapılmalıdır.

Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği kapsamında renk körlüğü nedeniyle ilişiği kesilen adaylara yönelik iptal davası süreçlerinde Ulus Hukuk ve Danışmanlık idare hukuku alanındaki deneyimiyle hukuki destek sağlamaktadır.

Yorum Ekle

Ulus Hukuk Logo
Ulus Hukuk Logo

Ulus Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, 2020 yılında Kurucu Avukat Ekin Ulus tarafından, hukukun çeşitli alanlarında en yüksek standartlarda hizmet sunmak amacıyla kurulmuştur.

İletişim

0541 408 10 24
bilgi@ulus.av.tr
Remzi Oğuz Arık Mah. Bülten Sk. No: 7/14 Çankaya/Ankara

Sosyal Medya