Obsesif kompulsif bozukluk yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilen, inatçı düşünceler ve bu düşünceleri etkisizleştirmeye yönelik tekrarlayıcı davranışlarla kendini gösteren bir ruhsal bozukluktur. Ellerini sürekli yıkama, kapıların kilitli olup olmadığını defalarca kontrol etme veya eşyaları belirli bir düzende tutma zorunluluğu hissetme gibi belirtiler toplumda OKB denildiğinde akla gelen ilk davranış kalıplarıdır. Ancak OKB yalnızca bu görünür ritüellerden ibaret olmayıp zihinsel takıntılar, sayma kompulsiyonları ve temas korkuları gibi çok farklı biçimlerde de kendini gösterebilmektedir. Polislik mesleğine başvuran adaylardan geçmişte bu tanıyı alanlar sağlık kurulundaki psikiyatri muayenesinde yönetmelik kapsamında değerlendirilmekte ve tanının seyrine göre elenme kararıyla karşılaşabilmektedir. Bu değerlendirme POMEM ve PMYO ile birlikte PAEM ve İFG adayları için de aynı hükümler doğrultusunda yapılmaktadır.
OKB nedeniyle verilen elenme kararlarında sıklıkla karşılaşılan bir sorun, klinik bir bozukluk olan obsesif kompulsif bozukluk ile bir kişilik yapılanması olan obsesif kompulsif tip kişilik bozukluğunun birbirine karıştırılmasıdır. Bu iki tanı psikiyatri pratiğinde birbirinden tamamen farklı klinik tablolardır ve yönetmelikte de farklı maddelerde düzenlenmişlerdir. Sağlık kurulundaki değerlendirmede bu ayrımın doğru yapılmaması adayın haksız yere elenmesine veya yanlış madde kapsamında değerlendirilmesine neden olabilmektedir. Emniyet teşkilatı bünyesinde elenme kararı doğrudan ilişik kesme olarak uygulandığından yönetmelikteki bu ince ayrımların adaylar tarafından önceden bilinmesi olası bir hukuki sürecin doğru zeminde yürütülmesi açısından belirleyici önem taşımaktadır.
Geçirilmiş OKB Tanısı Polis Öğrenciliğine Engel midir?
Yönetmeliğin EK-3 Bölüm 11 ruh sağlığı ve hastalıkları branşında obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar B Dilimi (2)(c) maddesinde geçirilmiş ruhsal bozukluklar arasında açıkça sayılmıştır. Aynı maddenin (ğ) bendinde bu ruhsal bozuklukların geçirilmiş halleri de ayrıca vurgulanmıştır. B dilimindeki hastalıklar öğrenciliğe engel kabul edilmekle birlikte A dilimindeki son iki yıl kuralı OKB tanısı için de doğrudan uygulanmaktadır. Son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi halinde aday psikiyatrik yönden sağlam kabul edilebilmektedir. Dolayısıyla geçmişte OKB tanısı almış, tedavi görmüş, iyileşmiş ve son iki yıl boyunca hiçbir psikiyatrik semptom yaşamamış ve hiçbir psikotrop ilaç kullanmamış bir adayın sağlam kabul edilmesi yönetmelik kapsamında mümkündür.
Ancak bu kuralın önemli bir sınırı bulunmaktadır. C Dilimi (1)(c) maddesinde kronik nitelik kazanma ihtimali olan ve kişinin sosyalliğini veya işlevselliğini etkileyen obsesif kompulsif ve ilişkili bozukluklar ayrıca tanımlanmış olup öğrenci adayları ve öğrenciler için C dilimindeki psikiyatrik hastalıklar D dilimi olarak kabul edilmektedir. C ve D dilimindeki tanılar için süre ayrımı uygulanmamakta ve tanı ne kadar eski olursa olsun öğrenciliğe engel kabul edilmektedir. Sağlık kurulundaki psikiyatri uzmanının adayın OKB geçmişini geçirilmiş bir bozukluk mu yoksa kronikleşme potansiyeli taşıyan bir tablo mu olarak değerlendirdiği tüm sürecin seyrini belirlemektedir. Uzun süreli tedavi geçmişi, tekrarlayan OKB epizodları, tedaviye rağmen belirtilerin tam düzelmemesi veya günlük işlevsellikte belirgin bozulma gibi faktörler sağlık kurulunun kronikleştirme kararını destekleyen unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık tek bir dönemle sınırlı kalmış, kısa süreli tedaviyle tam düzelme göstermiş ve nüks etmemiş bir OKB tablosunun kronik olarak nitelendirilmesi tıbbi açıdan tartışmalıdır ve bu tür kararlar iptal davalarında bilirkişi incelemesiyle sorgulanabilmektedir.
OKB ile OKB Tip Kişilik Bozukluğu Arasındaki Fark Nedir?
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ile obsesif kompulsif tip kişilik bozukluğu (OKKB) hem klinik psikiyatride hem de yönetmelik uygulamasında birbirinden tamamen farklı iki tanıdır ancak isim benzerliği nedeniyle sağlık kurullarında ve hukuki süreçlerde sıklıkla karıştırılmaktadır. OKB istenmeyen, rahatsız edici ve tekrarlayıcı düşünceler (obsesyonlar) ile bu düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmaya yönelik tekrarlayıcı davranışlar (kompulsiyonlar) ile karakterize bir klinik bozukluktur. Birey obsesyonlarının anlamsız olduğunun farkındadır ancak kompulsiyonları engelleyememektedir ve bu durum belirgin bir sıkıntıya yol açmaktadır. OKKB ise bir kişilik yapılanmasıdır ve mükemmeliyetçilik, katı düzen ihtiyacı, detaylara aşırı takılma, kontrol etme gereksinimi ve esneklik gösterememe gibi kalıcı kişilik özellikleriyle kendini göstermektedir. OKKB’de birey bu özelliklerini sorunlu olarak görmez, aksine disiplinli ve titiz bir kişiliğe sahip olduğunu düşünür.
Bu iki tanının yönetmelikteki yeri de birbirinden farklıdır. OKB klinik bir bozukluk olarak B Dilimi (2)(c) maddesinde geçirilmiş ruhsal bozukluklar arasında yer almakta ve son iki yıl kuralının kapsamına girmektedir. OKKB ise bir kişilik bozukluğu olarak B Dilimi (1) maddesinde düzenlenmiş olup bu maddede D diliminde yer alan kişilik bozuklukları dışında kalan kişilik bozuklukları arasında obsesif kompulsif kişilik bozukluğu açıkça sayılmıştır. OKKB’nin B diliminde kalmasının koşulu iş ortamına uyumun ve kişiler arası işlevselliğin bozulmamış olması ile çalışma gücü ve veriminin azalmamış olmasıdır. Sosyalliği ve işlevselliği etkileyen şiddetli formlar ise D dilimi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ayrım sağlık kurulunda doğru tanının konulmasını zorunlu kılmaktadır çünkü OKB tanısı alan ve son iki yıl kuralını sağlayan bir aday sağlam kabul edilebilirken aynı adaya hatalı şekilde OKKB tanısı konulması durumunda kişilik bozukluğu değerlendirmesi devreye girmekte ve farklı bir hukuki süreç başlamaktadır. Sağlık kurulunda bu iki tanının karıştırıldığına dair şüphe bulunan adayların bağımsız bir psikiyatri uzmanından ayırıcı tanı değerlendirmesi yaptırmaları hukuki sürecin sağlam bir zeminde ilerlemesi açısından son derece önemlidir.
OKB Nedeniyle İlişiği Kesilen Adaylar Ne Yapmalıdır?
OKB nedeniyle ilişiği kesilen adayların ilk yapması gereken elenme kararının hangi maddeye dayandığını ve OKB geçmişinin hangi dilim kapsamında değerlendirildiğini kesin olarak belirlemektir. Geçirilmiş OKB tanısıyla B dilimi kapsamında elenen ve son iki yıl kuralını sağladığını düşünen adaylar için bağımsız bir psikiyatri uzmanından güncel bir muayene raporu alınmalıdır. Bu raporda mevcut durumda obsesyon veya kompulsiyon belirtilerinin bulunmadığının, adayın günlük işlevselliğinin tam olduğunun ve son iki yıllık süreçte herhangi bir psikiyatrik tedavi ihtiyacı doğmadığının açıkça belirtilmesi gerekmektedir. OKB geçmişi kronik olarak nitelendirilip C veya D dilimi kapsamında değerlendirilen adaylar için ise geçmiş tedavi kayıtlarının detaylı incelenmesiyle hastalığın tek epizod halinde yaşandığının, tedaviyle tam remisyon sağlandığının ve sonradan nüks etmediğinin ortaya konması daha kapsamlı bir savunma stratejisi gerektirmektedir. Ayrıca tanının OKB mi yoksa OKKB mi olduğu konusunda sağlık kurulunun hatalı bir sınıflandırma yapmış olabileceğine dair şüphe varsa bağımsız bir uzmanın ayırıcı tanı değerlendirmesi yapması ve klinik tabloyu doğru şekilde raporlaması hukuki sürecin yönünü belirleyecek kritik bir adımdır.
Elenme kararının tebliğinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde idare mahkemesine iptal davası açılması zorunludur. OKB davalarında bilirkişi heyeti adayın geçmiş psikiyatrik kayıtlarını, tedavi sürecini, mevcut klinik muayene bulgularını ve gerektiğinde psikometrik test sonuçlarını birlikte değerlendirmektedir. Bilirkişi incelemesinde OKB belirtilerinin mevcut durumda tanı kriterlerini karşılamadığı, adayın obsesyon veya kompulsiyon yaşamadığı ve polislik mesleğini icra etmeye engel bir psikiyatrik tablonun bulunmadığı tespit edilmesi halinde elenme kararının iptali mümkün olabilmektedir. Yürütmenin durdurulması talebi eğitim sürecinden kopmanın yaratacağı telafisi güç zararın engellenmesi açısından dava ile birlikte mutlaka yapılmalıdır.
Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği kapsamında OKB ve diğer psikiyatrik geçmiş nedeniyle ilişiği kesilen adaylara yönelik iptal davası süreçlerinde Ulus Hukuk ve Danışmanlık idare hukuku alanındaki deneyimiyle hukuki destek sağlamaktadır.

