Panik atak geçmişi, yaygın kaygı hali veya sosyal ortamlarda yoğun tedirginlik yaşayan bireylerin polislik mesleğine başvuru sürecinde psikiyatri muayenesinden nasıl geçeceği ciddi bir belirsizlik konusudur. Anksiyete bozuklukları toplumda oldukça yaygın görülmesine rağmen tanı alan bireylerin önemli bir kısmı bu durumu geçici ve önemsiz bir süreç olarak değerlendirmekte ve sağlık kurulunda karşılaşacakları sonucun farkında olmamaktadır. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği anksiyete bozukluklarını ruh sağlığı ve hastalıkları branşında panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal fobi ve diğer anksiyete alt tiplerini kapsayacak şekilde geniş bir çerçevede değerlendirmektedir. Bu değerlendirme POMEM ve PMYO ile birlikte PAEM ve İGF adayları için de aynı kıstaslara göre yapılmaktadır.
Anksiyete bozukluğu nedeniyle verilen elenme kararlarını diğer psikiyatrik tanılardan ayıran bir özellik, anksiyetenin bedensel belirtilerinin sıklıkla başka branşlardaki bulgularla karıştırılabilmesidir. Çarpıntı şikayetiyle kardiyolojiye, nefes darlığıyla göğüs hastalıklarına veya baş dönmesiyle nörolojiye başvuran bir adayın aslında anksiyete bozukluğu tanısı alması ve bu tanının e-Nabız kayıtlarına işlenmesi nadir olmayan bir durumdur. Sağlık kurulundaki psikiyatri uzmanı adayın dijital sağlık kayıtlarını incelediğinde bu tanı ve tedavi geçmişiyle karşılaşmakta ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapmaktadır. Emniyet teşkilatı bünyesinde bu değerlendirme sonucunda verilen elenme kararı doğrudan ilişik kesme olarak uygulanmaktadır.
Anksiyete Bozukluğu Yönetmelikte Nasıl Sınıflandırılır?
Yönetmeliğin EK-3 Bölüm 11 ruh sağlığı ve hastalıkları branşında anksiyete bozuklukları üç farklı dilimde karşımıza çıkmaktadır ve her bir dilim farklı bir klinik tabloyu yansıtmaktadır. B Dilimi (2)(b) maddesinde geçirilmiş anksiyete bozuklukları öğrenciliğe engel olarak sayılmıştır. Bu madde geçmişte anksiyete tanısı almış ancak tedaviyle iyileşmiş ve hastalık dönemi sona ermiş adayları kapsamaktadır. Yönetmeliğin A dilimindeki son iki yıl kuralı bu maddeyle doğrudan ilişkili olup son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi halinde aday psikiyatrik yönden sağlam kabul edilebilmektedir. Ancak C Dilimi (1)(b) maddesinde kronik nitelik kazanma ihtimali olan ve kişinin sosyalliğini veya işlevselliğini etkileyen anksiyete bozuklukları ayrıca tanımlanmıştır. Yönetmeliğin açık hükmüne göre öğrenci adayları ve öğrenciler için C dilimindeki psikiyatrik hastalıklar D dilimi olarak kabul edilmekte ve süre ayrımı uygulanmamaktadır.
Bu üç katmanlı yapı uygulamada adayın anksiyete geçmişinin hangi dilim kapsamında değerlendirileceğini belirleyen temel soruyu ortaya çıkarmaktadır: adayın yaşadığı anksiyete tek bir dönemle sınırlı kalmış geçici bir tablo mu yoksa kronikleşme potansiyeli taşıyan ve işlevselliği etkilemiş bir bozukluk mu olmuştur. Sağlık kurulundaki psikiyatri uzmanı bu soruyu yanıtlarken geçmiş tedavi kayıtlarındaki tanı kodunu, tedavi süresini, kullanılan ilaçların türünü ve dozajını, nüks geçmişini ve hastaneye yatış olup olmadığını değerlendirmektedir. Sınav kaygısı nedeniyle kısa süreli anksiyolitik ilaç kullanmış bir adayla yıllarca yaygın anksiyete bozukluğu tedavisi görmüş bir adayın yönetmelik kapsamındaki konumu birbirinden tamamen farklıdır. Bu farkın sağlık kurulu tarafından doğru tespit edilememesi hatalı elenme kararlarının en sık yaşandığı durumlar arasındadır.
Panik Bozukluk ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Olan Adaylar Nasıl Değerlendirilir?
Anksiyete bozuklukları çatısı altında yer alan farklı alt tipler arasında POMEM ve PMYO adaylarının en sık karşılaştığı iki tanı panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğudur. Panik bozukluk ani başlangıçlı yoğun korku veya rahatsızlık atakları ile karakterize olup bu ataklar sırasında çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi ve kontrol kaybetme korkusu gibi yoğun bedensel belirtiler yaşanmaktadır. Panik atak nedeniyle acil servise başvuran pek çok birey ilk değerlendirmede kardiyolojik veya nörolojik tetkiklerden geçirilmekte ve yapılan incelemelerde organik bir neden bulunamadığında psikiyatriye yönlendirilmektedir. Bu süreçte hastane kayıtlarına işlenen panik bozukluk tanısı ve reçete edilen ilaçlar adayın dijital sağlık geçmişinde kalıcı olarak yer almaktadır. Yaygın anksiyete bozukluğu ise en az altı ay süreyle çeşitli konularda aşırı ve kontrol edilemez kaygı duyulması, huzursuzluk, çabuk yorulma, konsantrasyon güçlüğü ve uyku sorunları gibi belirtilerle karakterize bir tablodur. Yaygın anksiyete bozukluğunun kronik ve dalgalanan seyri nedeniyle sağlık kurulları bu tanıyı kronikleşme potansiyeli açısından daha titiz değerlendirme eğilimindedir.
Her iki alt tipin yönetmelik kapsamındaki değerlendirmesi hastalığın seyrine ve mevcut duruma bağlıdır. Hayatında birkaç kez panik atak yaşamış, kısa süreli tedaviyle düzelmiş ve son iki yıldır herhangi bir semptom veya tedavi ihtiyacı olmayan bir adayın durumu geçirilmiş anksiyete bozukluğu olarak B dilimi kapsamında ele alınabilmekte ve son iki yıl kuralının uygulanmasıyla sağlam kabul edilebilmektedir. Buna karşılık uzun süreli ilaç tedavisi gerektirmiş, tekrarlayan panik ataklar yaşanmış veya yaygın anksiyete nedeniyle günlük işlevsellikte belirgin bozulma olmuş bir tablonun kronik nitelik kazanma ihtimali taşıdığı değerlendirilerek C dilimi kapsamına alınması mümkündür. Öğrenci adayları için C dilimi D dilimi olarak kabul edildiğinden bu durumda süre ayrımı uygulanmamakta ve tanı ne kadar eski olursa olsun öğrenciliğe engel kabul edilmektedir.
Geçirilmiş Anksiyete Bozukluğu B Dilimi Kapsamında mıdır?
Geçirilmiş anksiyete bozuklukları yönetmeliğin B Dilimi (2)(b) maddesinde açıkça sayılmıştır ve aynı maddenin (ğ) bendinde bu ruhsal bozuklukların geçirilmiş halleri de ayrıca vurgulanmıştır. Geçirilmiş ifadesi hastalık döneminin sona erdiğini, tedavinin tamamlandığını ve adayın iyileşmiş olduğunu belirtmektedir. Ancak B dilimindeki hastalıkların öğrenciliğe engel olması genel kuralıyla birlikte değerlendirildiğinde geçirilmiş anksiyete bozukluğu da tek başına öğrenciliğe engel bir tanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada A dilimindeki son iki yıl kuralı devreye girmekte ve son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi koşulunun sağlanması halinde aday psikiyatrik yönden sağlam kabul edilebilmektedir. Dolayısıyla geçirilmiş anksiyete bozukluğu B dilimi kapsamında yer almakla birlikte son iki yıl kuralı bu engeli kaldırabilecek bir istisna mekanizması oluşturmaktadır.
Son iki yıl kuralının anksiyete bozukluklarına uygulanmasında dikkat edilmesi gereken hassas bir nokta, anksiyolitik ilaçların farklı branşlar tarafından da reçete edilebilmesidir. Bir nörolog baş dönmesi şikayeti için, bir kardiyolog çarpıntı yakınması için veya bir dahiliye uzmanı uyku sorunu nedeniyle anksiyolitik veya benzodiazepin grubu bir ilaç reçete edebilmektedir. Bu ilaçlar psikotrop ilaç sınıfına girmekte ve dijital kayıtlarda psikotrop ilaç kullanım kaydı olarak görünmektedir. Son iki yıl içinde bu şekilde bir kayıt görüldüğünde sağlık kurulu ilacın psikiyatrik tanı amacıyla mı yoksa başka bir klinik duruma destek amacıyla mı yazıldığını sorgulamakta ve epikriz raporu talep etmektedir. İlacın psikiyatrik tanı amaçlı yazılmadığının epikriz raporuyla kanıtlanması halinde bu kayıt son iki yıl kuralını bozmamaktadır. Ancak epikriz raporu temin edilemezse psikiyatrik tedavi geçmişi gerekçesiyle öğrenci olamaz kararı verilmektedir.
Anksiyete Bozukluğu Nedeniyle İlişiği Kesilen Adaylar Ne Yapmalıdır?
Anksiyete bozukluğu nedeniyle ilişiği kesilen adayların en öncelikli görevi elenme kararının dayandığı spesifik gerekçeyi tespit etmektir. Karar son iki yıl içindeki ilaç kullanım kaydına mı, geçirilmiş anksiyete tanısının B dilimi kapsamında değerlendirilmesine mi yoksa anksiyetenin kronik nitelikte kabul edilerek C veya D dilimi kapsamına alınmasına mı dayanmaktadır. Her gerekçe farklı bir savunma stratejisi gerektirmektedir. Son iki yıl içindeki ilaç kaydı nedeniyle elenen adaylar için ilacı reçete eden hekimden detaylı bir epikriz raporu temin etmek ve ilacın psikiyatrik tanı dışı bir endikasyonla yazıldığını belgelemek birincil adımdır. Son iki yıl kuralını sağladığı halde geçirilmiş anksiyete tanısı nedeniyle elenen adaylar için bağımsız bir psikiyatri uzmanından güncel muayene yaptırarak mevcut durumda herhangi bir psikiyatrik bozukluğun bulunmadığının ve son iki yılın semptomsuz geçtiğinin raporlanması güçlü bir delil oluşturacaktır. Anksiyetesi kronik olarak nitelendirilen adaylar içinse geçmiş tedavi kayıtlarının bütüncül incelenmesiyle hastalığın aslında tek epizod halinde yaşanmış ve tam remisyonla sonuçlanmış olduğunu gösteren kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme raporu hazırlatılmalıdır.
Elenme kararının tebliğinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde idare mahkemesine iptal davası açılmalıdır. Anksiyete bozukluğuna dayalı elenme davalarında mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti adayın tüm psikiyatrik geçmişini, tedavi kayıtlarını ve mevcut klinik durumunu değerlendirmekte, gerektiğinde psikometrik testler uygulayarak adayın işlevsellik düzeyini objektif ölçütlerle ortaya koymaktadır. Bilirkişi raporunda anksiyete bozukluğunun geçirilmiş nitelikte olduğu veya mevcut durumda polislik mesleğinin gerekliliklerini yerine getirmeye engel bir psikiyatrik tablonun bulunmadığı sonucuna varılması halinde elenme kararının iptali mümkün olabilmektedir. Özellikle sınav stresi veya yaşamsal bir olay nedeniyle geçici olarak anksiyete tanısı almış ve kısa süreli tedaviyle tamamen iyileşmiş adayların iptal davalarında olumlu sonuç alma olasılığının yüksek olduğu bilinmektedir. Yürütmenin durdurulması talebi de eğitim sürecinden kopmanın yarattığı telafisi güç zararın engellenmesi açısından dava ile birlikte yapılmalıdır.
Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği kapsamında anksiyete bozukluğu ve diğer psikiyatrik geçmiş nedeniyle ilişiği kesilen adaylara yönelik iptal davası süreçlerinde Ulus Hukuk ve Danışmanlık idare hukuku alanındaki deneyimiyle hukuki destek sağlamaktadır.

