Ara Boşanma Davası Nasıl Açılır? Süreç, Şartlar ve Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

Boşanma Davası Nasıl Açılır? Süreç, Şartlar ve Bilinmesi Gerekenler

  • Anasayfa
  • Aile Hukuku
  • Boşanma Davası Nasıl Açılır? Süreç, Şartlar ve Bilinmesi Gerekenler

Boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nun 161 ile 166. maddeleri arasında düzenlenen sebeplerden birine dayanılarak açılır. Davayı açmak isteyen eş, yerleşim yeri veya eşlerin son altı aydır birlikte oturdukları yer aile mahkemesine bir dava dilekçesi ile başvurur. Dilekçede boşanma sebebinin açıkça belirtilmesi ve varsa delillerin sunulması gerekir. Kanun, zina, hayata kast, onur kırıcı davranış, suç işleme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılması gibi özel ve genel boşanma sebeplerini tanımlamıştır. Anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve her iki tarafın birlikte başvurması ya da bir tarafın açtığı davayı diğer tarafın kabul etmesi şarttır. Dava açılırken harç ve gider avansı ödenmesi zorunludur; bu masraflar her yıl güncellenen tarifeye göre belirlenir.

Dava açıldıktan sonra mahkeme, tarafları duruşmaya çağırır ve gerekli gördüğü hâllerde tedbir nafakası, çocukların geçici velayeti ve ortak konutun kullanımı gibi konularda ara kararlar verebilir. Hâkim, tarafları bizzat dinlemeden karar veremez; bu kural anlaşmalı boşanmada da geçerlidir. Çekişmeli davalarda tanık dinleme, bilirkişi incelemesi ve sosyal inceleme raporu gibi aşamalar süreci uzatabilir; ortalama süre yerel mahkeme aşamasında bir ila üç yıl arasında değişmekle birlikte dava yoğunluğuna ve delillerin karmaşıklığına göre bu süre artabilir veya azalabilir. Mahkeme kararı kesinleşmeden boşanma hüküm doğurmaz; taraflardan biri kararı istinaf veya temyiz ederse üst mahkeme incelemesi devam eder. Kararın kesinleşmesinin ardından nüfus müdürlüğüne bildirim yapılarak evlilik sona erdirilir ve tarafların medeni hâli “boşanmış” olarak güncellenir.

Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Arasındaki Fark Nedir?

Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesinde düzenlenmiş olup eşlerin boşanmanın tüm mali ve kişisel sonuçları üzerinde mutabık kalmasını gerektirir. Bu dava türünde eşler, nafaka miktarı, mal paylaşımı, çocukların velayeti, kişisel ilişki düzenlemesi ve tazminat gibi konuları içeren bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlar ve bunu mahkemeye sunar. Hâkim, protokolün tarafların ve özellikle çocukların menfaatine uygun olup olmadığını değerlendirdikten sonra gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Taraflar bu değişiklikleri kabul ederse boşanma kararı verilir. Anlaşmalı boşanma davaları genellikle tek celsede sonuçlanabilir ve ortalama bir ila üç ay içinde kesinleşebilir; bu da çekişmeli sürece kıyasla büyük bir zaman ve maliyet avantajı sağlar.

Çekişmeli boşanma ise eşlerin boşanmanın kendisi veya sonuçları konusunda uzlaşamadığı durumlarda gündeme gelir. Bu dava türünde davacı, kanunda sayılan boşanma nedenlerinden en az birini ispat etmekle yükümlüdür. Mahkeme, her iki tarafın iddia ve savunmalarını dinler; tanık beyanları, mesaj ve fotoğraf gibi dijital deliller, banka hesap hareketleri, sosyal inceleme raporları ve bilirkişi görüşleri gibi çeşitli kanıtları değerlendirir. Çekişmeli davalarda süreç oldukça uzun ve yıpratıcı olabilir; taraflar arasındaki anlaşmazlığın derinliğine bağlı olarak ilk derece mahkemesi aşaması bir yıldan üç yıla kadar sürebilir, istinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte toplam süre daha da uzayabilir. Çekişmeli boşanmada hâkim, kusur oranlarını belirleyerek nafaka, tazminat ve velayet konularında bu kusur değerlendirmesini esas alır; daha kusurlu bulunan tarafın maddi ve manevi tazminat ödemesine hükmedilebilir.

Boşanma Davasında Nafaka Nasıl Belirlenir?

Türk hukukunda boşanma sürecinde ve sonrasında üç tür nafaka söz konusu olabilir: tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası. Tedbir nafakası, dava süresince ekonomik olarak daha zayıf durumda olan eş ve müşterek çocuklar lehine mahkeme tarafından hükmedilir; bu nafaka dava boyunca devam eder ve karar kesinleşince sona erer. İştirak nafakası, velayeti almayan eşin müşterek çocuğun bakım, eğitim ve sağlık giderlerine katkı sağlaması amacıyla ödediği nafakadır ve çocuk ergin olana kadar, eğitimi devam ediyorsa eğitim sona erene kadar sürer. Yoksulluk nafakası ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha ağır kusurlu olmayan eş lehine süresiz olarak hükmedilen nafakadır; ancak nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, taraflardan birinin ölümü veya nafaka alacaklısının haysiyetsiz yaşam sürmesi gibi durumlarda kaldırılabilir.

Nafaka miktarı belirlenirken hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını kapsamlı biçimde incelemektedir. Bu incelemede nafaka yükümlüsünün geliri, mal varlığı, çalışma kapasitesi ve yaşam standardı ile nafaka alacaklısının ihtiyaçları, gelir durumu, yaşı, sağlık koşulları ve iş bulma olanakları dikkate alınır. Çocuklar için belirlenen iştirak nafakasında çocuğun yaşı, eğitim kademesi ve özel ihtiyaçları da gözetilir. Mahkeme tarafından belirlenen nafaka miktarı, değişen koşullara bağlı olarak artırılabilir veya azaltılabilir; bunun için nafaka uyarlama davası açılması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca nafaka, toptan veya irat biçiminde ödenebilir. Uygulamada nafaka miktarlarının yıllık enflasyon oranına göre artırılmasına hükmedilmesi yaygın bir uygulama olup taraflar anlaşmalı boşanma protokolünde bu artış oranını serbestçe belirleyebilirler.

Velayet Hakkı Kime Verilir ve Hangi Kriterlere Bakılır?

Velayet hakkı, boşanma davasında hâkim tarafından çocuğun üstün yararı ilkesi temel alınarak belirlenir. Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesine göre hâkim, çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini en iyi şekilde destekleyecek olan ebeveyne velayeti verir. Bu değerlendirmede çocuğun yaşı kritik bir etken olup özellikle anne bakımına muhtaç olan küçük yaştaki çocukların (genellikle 0-7 yaş arası) velayeti uygulamada çoğunlukla anneye bırakılmakla birlikte bu mutlak bir kural değildir; annenin çocuğa bakamayacak durumda olması, çocuğu ihmal etmesi veya kötü muamelede bulunması gibi hâllerde velayet babaya verilebilir. Çocuk belirli bir olgunluğa eriştiyse (idrak çağındaki çocuk), hâkim çocuğun da görüşünü alır; özellikle sekiz yaş ve üzerindeki çocukların tercihi velayet kararında dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur.

Mahkeme, velayet kararını vermeden önce uzman pedagoglar ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bir heyet tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporunu (SİR) inceler. Bu raporda her iki ebeveynin yaşam koşulları, gelir durumu, barınma imkânları, çocuğa ayırdıkları zaman, çocukla ilişkilerinin niteliği ve sosyal çevrelerinin uygunluğu değerlendirilir. Ebeveynlerin boşanmadaki kusur durumu velayet kararını doğrudan belirleyen bir ölçüt değildir; eşine karşı kusurlu olan taraf çocuğa iyi bir ebeveyn olabilir. Velayeti alamayan ebeveyn, çocukla düzenli kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir ve mahkeme bu ilişkinin zamanını, süresini ve koşullarını belirler. Velayet kararı kesinleştikten sonra koşulların değişmesi hâlinde, örneğin velayet sahibi ebeveynin çocuğu ihmal etmesi, çocuğun eğitim ortamının bozulması veya çocuğun kendi tercihinin değişmesi gibi durumlarda diğer ebeveyn velayet değişikliği davası açabilir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Türk hukukunda 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu rejime göre eşlerin evlilik süresince edindiği mallar (maaş, ticari kazanç, kira geliri gibi emek karşılığı elde edilen varlıklar) edinilmiş mal sayılır ve boşanma hâlinde eşit olarak paylaşılır. Buna karşılık her eşin evlilikten önce sahip olduğu mallar, evlilik sırasında miras veya bağış yoluyla edindiği mallar ve kişisel kullanıma özgü eşyalar kişisel mal olarak kabul edilir ve paylaşım dışında kalır. Kişisel maldan elde edilen gelir ise edinilmiş mal niteliğindedir; örneğin miras kalan bir gayrimenkulün kira geliri paylaşıma tabidir. Mal paylaşımı davası, boşanma kararının kesinleşmesinin ardından açılır; boşanma davası ile birlikte açılamaz ancak boşanma davasıyla birlikte talep edilmesi hâlinde mahkeme, boşanma kararı kesinleşene kadar mal paylaşımı davasını bekletici mesele yapar.

Mal paylaşımı hesaplamasında her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden o eşin edinilmiş mallara ilişkin borçları düşülerek artık değer bulunur. Diğer eşin bu artık değer üzerinde yarı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Örneğin evlilik süresince alınan ve eşlerden biri adına tapuda kayıtlı olan bir konut, diğer eşin katkısı olsun ya da olmasın, edinilmiş mal kapsamında değerlendirilir ve değerinin yarısı diğer eşe katılma alacağı olarak ödenir. Eşlerden birinin evlilik içinde diğer eşin mal varlığına yaptığı katkılar (değer artış payı) da ayrıca talep edilebilir. Mal kaçırmayı engellemek amacıyla eşlerden birinin boşanma davası sırasında veya öncesinde mal varlığını azaltmaya yönelik tasarrufları konusunda mahkeme ihtiyati tedbir kararı verebilir. Eşler, evlilik sözleşmesi (mal rejimi sözleşmesi) ile yasal mal rejimi yerine mal ayrılığı rejimi gibi farklı bir mal rejimini seçebilirler; bu sözleşme noter huzurunda düzenlenir ve boşanma hâlinde paylaşım seçilen rejime göre yapılır.

Yorum Ekle

Ulus Hukuk Logo
Ulus Hukuk Logo

Ulus Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, 2020 yılında Kurucu Avukat Ekin Ulus tarafından, hukukun çeşitli alanlarında en yüksek standartlarda hizmet sunmak amacıyla kurulmuştur.

İletişim

0541 408 10 24
bilgi@ulus.av.tr
Remzi Oğuz Arık Mah. Bülten Sk. No: 7/14 Çankaya/Ankara

Sosyal Medya