Ara POMEM ve PMYO DEHB Nedeniyle Sağlık Kurulunda Elenme ve İptal Davası - Ulus

POMEM ve PMYO DEHB Nedeniyle Sağlık Kurulunda Elenme ve İptal Davası

Çocukluk veya ergenlik döneminde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almak, yıllar sonra polislik mesleğine başvuru aşamasında adayların hiç beklemediği bir engele dönüşebilmektedir. DEHB toplumda özellikle okul çağı çocuklarında sık tanı konulan bir nörogelişimsel bozukluktur ve tanı alan bireylerin önemli bir kısmı yetişkinlik döneminde belirtilerinin hafiflediğini ya da tamamen ortadan kalktığını deneyimlemektedir. Ancak Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği ruh sağlığı branşında DEHB geçmişini ayrı bir kalem olarak düzenlemiş olup sağlık kurulundaki psikiyatri uzmanı adayın dijital sağlık kayıtlarında bu tanıya veya DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlara rastladığında yönetmelik çerçevesinde değerlendirme yapmaktadır. Bu değerlendirme POMEM ve PMYO adayları ile birlikte PAEM ve İGF adayları için de aynı hükümler doğrultusunda yürütülmektedir.

DEHB nedeniyle elenme kararlarını diğer psikiyatrik tanılardan ayıran en belirgin özellik, tanının genellikle çocukluk döneminde konulmuş olması ve adayın başvuru anında kendini tamamen sağlıklı hissetmesidir. Yıllar önce ilkokul veya ortaokul döneminde dikkat dağınıklığı nedeniyle çocuk psikiyatristine götürülen ve bir süre metilfenidat gibi ilaçlar kullanan bir birey, polislik sınavlarını kazandıktan sonra sağlık kurulunda bu eski kayıtların karşısına çıkmasını beklememektedir. Emniyet teşkilatı bünyesinde verilen elenme kararı doğrudan ilişik kesme olarak uygulanmakta ve adaya herhangi bir iç itiraz imkanı tanınmamaktadır. Bu durum yönetmelikteki DEHB düzenlemesinin doğru anlaşılmasını ve olası bir elenme kararına karşı hukuki hakların zamanında kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Yönetmelikte Nasıl Değerlendirilir?

Yönetmeliğin EK-3 Bölüm 11 ruh sağlığı ve hastalıkları branşında DEHB üç farklı dilimde ele alınmıştır ve her bir dilim hastalığın farklı bir evresini veya seyrini yansıtmaktadır. B Dilimi (2)(f) maddesinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu geçirilmiş ruhsal bozukluklar arasında sayılmıştır. Aynı maddenin (ğ) bendinde bu ruhsal bozuklukların geçirilmiş hallerinin de B dilimi kapsamında olduğu ayrıca vurgulanmıştır. C Dilimi (1)(f) maddesinde ise kronik nitelik kazanma ihtimali olan ve kişinin sosyalliğini veya işlevselliğini etkileyen DEHB tanımlanmıştır. Yönetmeliğin genel hükmü gereği öğrenci adayları ve öğrenciler için C dilimindeki psikiyatrik hastalıklar D dilimi olarak kabul edilmekte ve C ile D dilimindeki tanılar için süre ayrımı uygulanmamaktadır. Bu yapı depresyon ve anksiyete bozukluklarıyla paralel bir mantık izlemekle birlikte DEHB’nin nörogelişimsel bir bozukluk olması nedeniyle pratikte farklı tartışmalara yol açmaktadır.

DEHB’nin diğer psikiyatrik tanılardan ayrılan temel özelliği çocukluk döneminde başlayan ve gelişimsel süreçle bağlantılı bir bozukluk olmasıdır. Depresyon veya anksiyete genellikle yaşamın belirli bir döneminde ortaya çıkıp tedaviyle düzelebilen epizodik hastalıklardır. DEHB ise nörogelişimsel yapısı gereği beyin gelişim süreciyle ilişkili olup belirtilerin bir kısmı yetişkinlikte hafiflese de bazı bireylerde farklı biçimlerde devam edebilmektedir. Bu durum sağlık kurullarında DEHB geçmişinin geçirilmiş mi yoksa devam eden bir bozukluk mu olduğu konusunda farklı yorumlara yol açabilmektedir. Çocukluk döneminde tanı almış ancak ergenlik sonrasında hiçbir belirti göstermeyen ve tedavi ihtiyacı duymayan bir bireyin durumu ile yetişkinlikte hala dikkat sorunları yaşayan ve ilaç kullanan bir bireyin durumu yönetmelik kapsamında tamamen farklı dilimlerde değerlendirilmektedir.

Geçirilmiş DEHB Tanısı Polis Öğrenciliğine Engel midir?

Geçirilmiş DEHB tanısı B diliminde yer almakta ve B dilimindeki hastalıklar öğrenciliğe engel kabul edilmektedir. Ancak A dilimindeki son iki yıl kuralı bu maddeyle doğrudan ilişkili bir istisna mekanizması oluşturmaktadır. Son iki yılın semptomsuz ve tedavisiz geçirilmesi halinde aday psikiyatrik yönden sağlam kabul edilmektedir. Dolayısıyla çocukluk veya ergenlik döneminde DEHB tanısı almış, bir süre tedavi görmüş ancak son iki yıldır hiçbir psikiyatrik semptom yaşamamış ve hiçbir psikotrop ilaç kullanmamış bir aday bu kural kapsamında sağlam kabul edilebilmektedir. İki yıllık süre sağlık kurulu muayene tarihinden geriye doğru hesaplanmakta ve bu süre zarfında psikiyatri muayenesi veya psikotrop ilaç reçetesi gibi herhangi bir kaydın bulunmaması gerekmektedir.

Bu kuralın DEHB özelindeki pratik yansıması adayların tedaviyi ne zaman bıraktığıyla doğrudan ilgilidir. Lise döneminde metilfenidat kullanan ve üniversite sınavından sonra ilacı kesen bir adayın başvuru anına kadar iki yıldan fazla süre geçmiş olması halinde son iki yıl kuralını sağlaması mümkündür. Ancak üniversite döneminde dikkat güçlüğü nedeniyle yeniden psikiyatriye başvuran veya ilaç tedavisine geri dönen adaylarda bu süre sıfırlanmaktadır. Sağlık kurulunun adayın tıbbi geçmişini dijital kayıtlar üzerinden detaylı biçimde inceleyebildiği göz önüne alındığında son iki yıl içinde yapılmış tek bir psikiyatri muayenesi veya yazılmış tek bir DEHB ilacı reçetesi bile kuralın uygulanmasını engelleyebilmektedir. Adayların başvuru sürecini planlarken bu iki yıllık eşiği dikkate almaları ve gerekirse başvuru zamanlamasını buna göre ayarlamaları stratejik bir önem taşımaktadır.

DEHB Nedeniyle Kullanılan İlaçlar Sağlık Kurulunu Etkiler mi?

DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar psikotrop ilaç sınıfına girmekte ve bu ilaçların reçete kayıtları dijital sağlık sistemlerinde kalıcı olarak yer almaktadır. Metilfenidat (Ritalin, Concerta, Medikinet gibi ticari isimlerle bilinen), atomoksetin ve lisdeksamfetamin DEHB tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar arasındadır ve tamamı merkezi sinir sistemini etkileyen psikotrop ilaçlar kategorisindedir. Son iki yıl içinde bu ilaçlardan herhangi birinin reçete edildiğine dair bir kayıt sağlık kurulunca görüldüğünde yönetmeliğin A Dilimi (1)(b) maddesi devreye girmektedir. Bu maddeye göre psikotrop ilacın reçete edildiği sağlık hizmeti sunucusundan ilacın hangi nedenle yazıldığını açıklayan detaylı bir epikriz raporu istenmektedir. DEHB ilaçlarının doğası gereği psikiyatrik bir endikasyonla reçete edilmesi nedeniyle bu ilaçların başka bir branş hastalığına destek amacıyla yazıldığını ileri sürmek pratikte oldukça güçtür.

Epikriz raporu sürecinin DEHB ilaçlarındaki kritik boyutu, ilacın ne zaman ve hangi koşullarda reçete edildiğiyle ilgilidir. Çocukluk döneminde yazılmış metilfenidat reçeteleri iki yıllık sürenin dışında kaldığında sorun oluşturmamaktadır. Ancak son iki yıl içinde sınav döneminde dikkat ve konsantrasyon artırmak amacıyla psikiyatriste başvurup metilfenidat yazdıran bir adayın durumu tamamen farklıdır. Reçetenin DEHB tanısıyla mı yoksa başka bir gerekçeyle mi düzenlendiği, muayenede DEHB tanı kriterlerinin karşılanıp karşılanmadığı ve ilacın ne kadar süre kullanıldığı epikriz raporunda açıklanmalıdır. Epikriz raporunda ilacın tanı kriterlerini doldurmayan geçici bir klinik duruma yönelik yazıldığına karar verilmesi halinde aday hakkında öğrenci olur kararı verilebilmektedir. Ancak epikriz raporunun temin edilememesi durumunda psikiyatrik tedavi geçmişi gerekçesiyle doğrudan öğrenci olamaz kararı verilmekte ve bu sonuç ilişik kesmeyle netleşmektedir.

Kronik DEHB ile Geçirilmiş DEHB Arasındaki Yönetmelik Farkı Nedir?

Geçirilmiş DEHB ile kronik DEHB arasındaki ayrım adayın hukuki durumunu temelden değiştiren en kritik faktördür. Geçirilmiş DEHB B Dilimi (2)(f) maddesinde yer almakta ve son iki yıl kuralının uygulanmasıyla sağlam kabul edilme imkanı bulunmaktadır. Kronik nitelik kazanma ihtimali olan ve kişinin sosyalliğini veya işlevselliğini etkileyen DEHB ise C Dilimi (1)(f) maddesinde tanımlanmıştır. Öğrenci adayları için C dilimindeki psikiyatrik hastalıklar D dilimi olarak kabul edildiğinden ve C ile D dilimindeki tanılar için süre ayrımı uygulanmadığından kronik olarak nitelendirilen DEHB tanısı ne zaman konulmuş olursa olsun öğrenciliğe kalıcı bir engel teşkil etmektedir. Yönetmeliğin D Dilimi (2)(f) maddesinde de kronik nitelik kazanmış, tedaviye rağmen iyileşememiş ve silahlı görev yapabilecek iyilik haline ulaşamamış DEHB ayrıca düzenlenmiştir.

DEHB’nin nörogelişimsel yapısı bu ayrımı diğer psikiyatrik tanılara göre daha karmaşık hale getirmektedir. DEHB çoğunlukla çocuklukta başlayan ve bazı bireylerde yetişkinlikte devam eden bir bozukluk olduğundan sağlık kurullarının bir kısmı bu tanıyı doğası gereği kronik bir durum olarak yorumlama eğiliminde olabilmektedir. Oysa tıp literatürü çocukluk döneminde DEHB tanısı alan bireylerin önemli bir bölümünün yetişkinlik dönemine geçişte belirtilerinin anlamlı ölçüde azaldığını veya tamamen ortadan kalktığını göstermektedir. Çocukluk döneminde tanı almış ancak ergenlik sonrasında hiçbir akademik, mesleki veya sosyal işlevsellik sorunu yaşamamış, tedavi ihtiyacı duymamış ve nöropsikolojik değerlendirmede dikkat fonksiyonları normal bulunan bir adayın DEHB geçmişinin kronik olarak nitelendirilmesi tıbbi açıdan sorunlu bir değerlendirmedir. Bu tür durumlarda bağımsız bir psikiyatri uzmanından alınacak kapsamlı nöropsikolojik test sonuçları ve güncel klinik değerlendirme, DEHB belirtilerinin artık mevcut olmadığını objektif ölçütlerle ortaya koyarak hatalı kronikleştirme kararının düzeltilmesine zemin hazırlayabilmektedir.

DEHB Nedeniyle İlişiği Kesilen Adaylar Ne Yapmalıdır?

DEHB nedeniyle ilişiği kesilen adayların atacağı ilk adım elenme gerekçesinin tam olarak ne olduğunu belirlemektir. Karar son iki yıl içindeki metilfenidat veya benzeri ilaç kullanım kaydına mı, geçirilmiş DEHB tanısının son iki yıl kuralını karşılamamasına mı yoksa DEHB’nin kronik olarak sınıflandırılmasına mı dayanmaktadır. İlaç kaydı nedeniyle elenen adaylar için ilacı reçete eden hekimden epikriz raporu temin etmek ve ilacın hangi klinik değerlendirme sonucunda yazıldığını belgelemek önceliklidir. Son iki yıl kuralını sağladığı halde elenen adaylar için bağımsız bir psikiyatri uzmanından mevcut durumda DEHB belirtilerinin bulunmadığını ve son iki yılın semptomsuz geçtiğini doğrulayan güncel bir muayene raporu almak kritik önem taşımaktadır. DEHB’si kronik olarak nitelendirilen adaylar için ise kapsamlı bir nöropsikolojik değerlendirme yaptırarak dikkat, yürütücü işlevler ve dürtüsellik alanlarında mevcut performansın normal sınırlarda olduğunun objektif test sonuçlarıyla ortaya konması en etkili savunma dayanağını oluşturacaktır.

Elenme kararının tebliğinden itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde idare mahkemesine iptal davası açılması zorunludur. DEHB davalarında bilirkişi incelemesi diğer psikiyatrik tanılara göre daha teknik bir boyut taşımaktadır çünkü bilirkişi heyeti adayın yalnızca klinik muayenesini değil nöropsikolojik test performansını da değerlendirmektedir. Sürekli dikkat testi, işlem hızı ölçümleri, yürütücü işlev testleri ve dürtüsellik ölçekleri gibi standart nöropsikolojik bataryalar adayın dikkat fonksiyonlarının polislik mesleğinin gerekliliklerini karşılayıp karşılamadığını objektif verilerle ortaya koymaktadır. Bilirkişi raporunda DEHB belirtilerinin mevcut durumda tanı kriterlerini karşılamadığı, dikkat fonksiyonlarının normal sınırlarda olduğu ve polislik mesleğini icra etmeye engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmesi halinde elenme kararının iptali mümkün olabilmektedir. Yürütmenin durdurulması talebi eğitim sürecinden uzak kalmanın yaratacağı telafisi güç zararın önlenmesi açısından dava ile birlikte mutlaka yapılmalıdır. 

Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği kapsamında DEHB ve diğer psikiyatrik geçmiş nedeniyle ilişiği kesilen adaylara yönelik iptal davası süreçlerinde Ulus Hukuk ve Danışmanlık idare hukuku alanındaki deneyimiyle hukuki destek sağlamaktadır.

Yorum Ekle

Ulus Hukuk Logo
Ulus Hukuk Logo

Ulus Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, 2020 yılında Kurucu Avukat Ekin Ulus tarafından, hukukun çeşitli alanlarında en yüksek standartlarda hizmet sunmak amacıyla kurulmuştur.

İletişim

0541 408 10 24
bilgi@ulus.av.tr
Remzi Oğuz Arık Mah. Bülten Sk. No: 7/14 Çankaya/Ankara

Sosyal Medya